Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, 3 Ekim 1943 yılında Isparta Savcısının talimatı ile Kastamonu’da tutuklanır, askeri konvoy eşliğinde Çankırı üzerinden Ankara’ya ve oradan da Isparta’ya getirilir. Isparta, Kastamonu ve Denizli’deki Nur Talebeleriyle beraber 25 Ekim 1943 de Denizli’ye sevkedilir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Denizli Hapsine gelmeden namı yayılır. O’nu tanıyan veya ismini duyanlar mahkumlara O’nu anlatmaya başlarlar. Büyük bir alim olduğu, O’nun başka hocalara benzemediği, kalbten geçenleri bildiği dillerde dolaşmaya başlar. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, ümide muhtaç mahkumlar için bir teselli kaynağı olur. Mahkumlar, ”Hoca Efendi’nin mutlaka duasını alalım ve O’ndan istifade edelim” demeye başlarlar.

25 Ekim 1943 günü Üstad Bediüzzaman Hazretleri Denizli Hapishanesine getirilir ve çocuk koğuşunun bitişiğindeki bir odaya yerleştirilir. Bir gün hava almak için bahçeye çıkan Üstad Hazretlerine, mahkumlar demir parmaklıkların ardından “Hocam bize dua et, Hocam bizlere dua et” diye seslenirler. Bu hal diğer günlerde de devam edince, mahkumlara dönen Üstad Hazretleri, ”önce temizlenin” der.

Koğuş ağası Beylerbeyli Süleyman Hünkar,hemen mahkumlara döner: “Haydi hepimiz abdest alıp,temizlenelim” der. Bir müddet sonra mahkumlar tekrar topluca dua isterler. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu sefer onlara namaz kılmalarını söyler. Mahkumlar “biz namaz kılmasını bilmiyoruz” deyince Üstad, “Yakında buraya benim talebelerim gelecek. Onlar size öğretecek” der.

İstanbul, Kastamonu, Isparta’dan toplanan Nur Talebelerinden 27 kişilik ilk grup bir ikindi vakti Denizli Hapishanesine getirilirler. Nur Talebeleri eşyalarını bir kenara koyur abdest alıp ikindi namazını kılarlar. Namaz sonrası bir de ne görsünler eşyaları ortada yok. Eşyalar Koğuş Ağası Süleyman’ın emriyle kalacakları koğuşa yerleştirilmiştir.

Denizli Hapishanesinin koğuşlara girişi ancak bir kişinin girebileceği dar, uzun ve karanlıklı bir dehliz gibidir. Talebeler, ”Ya Allah, Bismillah!” diyerek teker teker dehlize girip koğuşun olduğu tarafa geçerler. Dehlizin sonunda ise Koğuş Ağası Süleyman, on fedaisi ve yanında doksan mahkumun kendilerini beklediğini görürler. Öne çıkan Süleyman, talebelere hitaben, ”beni takip edin” der. Bir koğuşun kapısı açılır, yerde beton üzerine konmuş tahtalar üzerinde yatak ve herkesin kendi eşyası bir yatağın başındadır. Beklemedikleri bir manzara ile karşılaşan Nur Talebeleri şaşkın, şaşkın birbirlerine bakar.

Koğuş Ağası Beylerbeyli Süleyman, Üstad Hazretlerinden dua talep ettiklerini, O’nun da namaz kılmalarını istediğini, namazı bilmediklerini söyleyince de Üstad Hazretlerinin, benim talebelerin yakında gelecek onlar size namaz kılmayı öğretecek dediğini, bu yüzden günlerdir kendilerini beklediklerini dile getirerek şöyle konuşur:

”Bu mahkum kardeşler sizin her istediğinizi yapacak, işinizi görecek, buna karşı sizde bunlara İslamiyeti, abdest almayı, namaz kılmayı,Kur’an okumayı öğreteceksiniz. Bunlar öğrendikten sonra yerlerine yeni mahkumlar gelecek, böylece hapishane de abdest almayı namaz kılmayı bilmeyen kalmayacak.”

Mahkumlar, ”Hocaları” Risale-i Nur Talebelerine, hürmette ve hizmette kusur etmezler, Talebelerde onlara İslamın temel kaidelerini, abdest almasını, Kur’an okumasını öğretirleri. Kısa sürede bütün mahkumlar namaz kılmaya başlar. Böylece hapishanenin adı da değişir, ve Medrese-i Yusufiye olur.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.