Risale-i Nur’un,Isparta talebeleri arasında yeralan Vezirzade Mustafa, 1902 yılında İslamköy’de dünyaya gelmiştir. Ümmi ve kalemsiz olduğu halde iman, Kur’an hizmetinin ön saflarında bulunmuştur. Geçimini seyyar manifaturacılık yaparak geçiren Vezirzade Mustafa, ticaret için gittiği köylerde nurun postacılığını da yapmıştır.

Barla’da Üstad Bediüzzaman Hazretlerinden teslim aldığı risale ve mektubları İslamköy’de Hafız Ali Ağabey’e teslim eder, O’ndan aldığı risaleleri de Üstad Hazretlerine getirirdi. Köylere uğrayıp biryandan ticaretini yapan Vezirköprülü Mustafa, manifatura eşyaları arasına koyduğu risaleleri de taşıyarak büyük hizmetlerde bulunmuştur.

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, ”İslâmköylü Vezirzâde Mustafa. Bu zat, talebelerim içinde kalemsiz olduğu halde, samimiyette ve imân hizmetinde en ileri safta olduğunu hayretle görüyordum.” iltifatına mazhar olan İslamköylü Vezirzade Mustafa’nın Risale-i Nur’da yer alan mektupları şöyle:

”Vezirzade Küçük Mustafa’nın fıkrasıdır

Ey sevgili Üstadımız, ey Nurların mazharı ve nâşiri!

Cenab-ı Hak sizi bu memlekete göndermiş tâ ki dalalete giden ruhlar, senin neşrettiğin Nurlarla kurtulsun. Cenab-ı Hakk’a gece ve gündüz secde-i şükran etsek bu nimetlerin şükrünü ödeyemeyeceğiz.

Ey Üstadım, ben ümmiyim. Sair kardeşlerim gibi malûmatlı değilim ki Risale-i Nur’a karşı hissiyatımı dilim ile ifade edeyim. Fakat inşâallah sadakatte ve muhabbette ve irtibat-ı ruhîde kardeşlerime yetişmeye çalışacağım. Uyanık âleminde ifade-i meram edemeyen dilime bedel, uyku âleminde ruhumun diliyle, mahiyetini anlamadığım ve size karşı merbutiyetime delâlet eden bir iki vak’ayı arz edeceğim:

Birincisi: Bundan bir buçuk sene evvel, ticaret için iki günlük mesafede olan bir köye gitmiştim. O esnada dünyanın içyüzü bana göründü. Hem fâni hem zindan hükmünde olduğundan bir nefret geldi. Bana bu fâni dünyadan, bâki bir âleme yol gösterecek bir üstad, Cenab-ı Hak’tan istedim ve dedim ki: “Öyle bir üstada rast gelsem söz veriyorum ki ona tam hizmetkâr olacağım.”

İşte ben bu halde ve bu niyazda iken, o gece gayet şirin ve güzel, bilmediğim bir şehirde gayet güzel, dünyada misli bulunmaz ziynetli bir at üstünde, siz Üstadımı ona binmiş, garptan şarka doğru beş altı metre yüksekte, şehrin üstünde uçarken selâmınıza durduk. Selâmınızı aldık. O esnada uyandım. Şehadet getirdim. Şükrettim ki istediğim üstadı bulacağım. İki ay sonra ziyaretinize geldim.

İkinci Vakıa: Rüyada bir şehirde gayet kesretli askerler ve cephane görüyorum. Biz de güya o askerlerdeniz. Dedim: “Yâ Rabbi bu askerlerin kumandanı kimdir?” Niyaz ettiğim vakit karşımızda yüksek bir saray zuhur etti. O sarayın içerisine girdim ki kumandanı göreyim. Baktım ki parlak bir çay akıyor. O çayı takip ettim. Baktım, şubelere ayrılıyor. Devam ettim. Tâ menbaına kadar gittim. O askerlerin kumandanı, o suların sahibini buldum. Yani Üstadımızı, iki adamla başında namaz kılarken gördüm. Ben de o sudan abdest aldım. Namaza dâhil oldum. Kalbimin hareketiyle, dilimin şehadetiyle uyandım. Cenab-ı Hakk’a şükrettim ki Üstadımızı bize gösterdi.
Hizmetkâr ve talebeniz Mustafa (Barla Lahikası)

Vezirzade Mustafa’nın fıkrasıdır

Üstadım!

Beş vakit namazdan sonra, hakk-ı fâzılanelerinize duacıyım ve duanızı rica ediyorum. Mesleğinize ve neşrettiğiniz Risale-i Nur’a karşı hissiyatımı, dilimle beyan edemiyorum. Ben ümmiyim, sair kardeşlerim gibi ifade-i meram edemem. Fakat felillahi’l-hamd, kalp ve ruhum Risale-i Nur’un tesiratıyla intibaha gelmişler. Kalbimin intibahını rüyalarımla anlıyorum. Zaten bu gaflet ve zulmet zamanının yakaza âlemini, ağır bir uyku âlemi ve uyku âlemini ise bir derece yakaza âlemi görüyorum. Onun için siz Üstadıma karşı rüyalarımla size arz ediyorum.

İşte bir rüyamın hülâsası şudur ki: Bir camide sizinle beraber bulunuyoruz. Avlusunda bazı talebe arkadaşlarımla temizlik yapıyoruz. Bir otomobil zuhur etti. Mescidin yakınında duruyor. İçinde Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm bulunuyor. Sonra bir dere açıldı, fâsıla verdi. Tabirini siz Üstadıma havale ediyorum.

Yalnız ben bundan hissediyorum ki Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın sünnet-i seniyesini ihyaya çalışan ve neşreden Risale-i Nur, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın takdir ve tahsinine mazhar olmuş ki imdad-ı ruhanî ile camimiz olan bu vilayete manevî teşrif etti. Fakat ehl-i dalalet desiseleriyle, sünnet-i seniye hizmetkârlarını müşevveş ediyorlar. Üstadlarıyla görüşmemek için maniler teşkil ediyorlar. Ümmi talebeniz Mustafa (Barla Lahikası)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.