ŞEHVET ÖFKE VE NEFİS

BEŞİNCİ İŞARET

Cenâb-ı Hak, kütüb-ü semâviyede beşere karşı Cennet gibi azîm mükâfat ve Cehennem gibi dehşetli mücâzâtı göstermekle beraber, çok irşad, ikaz, ihtar, tehdit ve teşvik ettiği halde; ehl-i iman, bu kadar esbab-ı hidayet ve istikamet varken, hizbüşşeytanın mükâfatsız, çirkin, zayıf desiselerine karşı mağlûp olmaları, bir zaman beni çok düşündürüyordu.

Acaba, iman varken, Cenâb-ı Hakkın o kadar şiddetli tehdidâtına ehemmiyet vermemek nasıl oluyor? Nasıl iman gitmiyor?

اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا sırrıyla şeytanın gayet zayıf desiselerine kapılıp Allah’a isyan ediyor.

Hattâ benim arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakikat dersini kalben tasdik ile beraber, benden işittiği ve bana karşı da fazla hüsn-ü zannı ve irtibatı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyâkârâne iltifatına kapıldı; onun lehinde, benim aleyhimde bir vaziyete geldi. “Fesübhânallah,” dedim.

“İnsanda bu derece sukut olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir insandı!” diye o biçareyi gıybet ettim, günaha girdim.

Sonra, sabık işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlıklı çok noktaları aydınlattı. O nur ile, lillâhilhamd, hem Kur’ân-ı Hakîmin azîm tergibat ve teşvikatı tam yerinde olduğunu; hem ehl-i imanın desâis-i şeytaniyeye kapılmaları imansızlıktan ve imanın zayıflığından olmadığını; hem günah-ı kebâiri işleyen küfre girmediğini; hem Mutezile mezhebi ve bir kısım Hariciye mezhebi “Günah-ı kebâiri irtikâp eden kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır” diye hükümlerinde hata ettiklerini; hem benim o biçare arkadaşım da yüz ders-i hakikati bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukut ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım, Cenâb-ı Hakka şükrettim, o vartadan kurtuldum.

Çünkü, sabıkan dediğimiz gibi, şeytan, cüz’î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gadabiye ise, şeytanın desiselerine hem kabile, hem nâkile iki cihaz hükmündedir.

İşte, bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakkın Gafûr, Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i âzamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur’ân-ı Hakîmde peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye davet ediyor.

Bismillâhirrahmânirrahîm kelime-i kudsiyesini her sûre başında tekrar ile ve her mübarek işlerde zikrine emretmesiyle,
kâinatı ihata eden rahmet-i vâsiasını melce ve tahassungâh gösteriyor ve فَاسْتَعِذْ ”Sığın”(Araf Suresi, 200,Nahl Suresi,98, Mü’min Suresi, 56, Fussilet Suresi,36) emriyle, اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ (Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.)”Muhakkak ki şeytanın tuzağı pek zayıftır.” Nisa Suresi,76” kelimesini siper yapıyor.(Lem’alar)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri,insanın günah işleme kabiliyetini onu günaha sevk eden hislerinin bir tahlilini yapıyor. İnsanı, doğruya, güzelliğe yönlendiren birçok sebep varken, yanlışı ve çirkinliği meneden yasaklayan unsurlara rağmen günah işlemesini ve yanlışlara sapmasını güzelce anlatıp, idrakimize sunup cevabını bizlere veriyor.

İnsanın, şeytanın hilelerine kapılması nefsin arzularına mağlup olması, imansızlıktan, iman zayıflığından ileri gelmiyor. İnsanda iradeyi dinlemeyen bazı hissiyatlar vardır ki, bu hisler galip olduğu zaman, onun iman ve iradesi tesirsiz kalıp, kişiyi günaha sokabiliyor.

İnsanda ki, şehvet, öfke, nefis şeytanı sürekli dinleyen ona itaat etmeye meyilli duygulardır. Bu duyguların baskısı ile insan, iradesine hakim olamayıp, günaha sapıyor. Bu sapış ile küfre girmiyor. Günah işliyor. Günah işlemek küfür olsa idi insan bu yükü kaldıramazdı. Allah, Kur’an-ı Kerim’de ”İnsanlara kaldıramayacağı yükü yüklemeyiz.” buyurarak, günahlara karşı bize tövbe ve istiğfar yolunu gösteriyor.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir