DOKTOR TAHİR BARÇIN AĞABEY

Doktor Tahir Barçın, l906 senesinde Ermenek’in Sarıveliler köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Başdereli Mahmud Hoca Efendi, annesi Fatma Hanımdır. Bir ara Mısır’a gitmiş ve orada da tahsil yapmıştır. l935 senesinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirmiş, Viranşehir ve Emirdağ’da uzun seneler hükûmet tabibliği yapmıştır.

Daha sonra Bitlis ve kazalarına Sağlık Müdürü olarak tayin olur. Risale-i Nur’ları Bitlis’in kaza ve köylerine götürüp, orada dağıtmıştır. Doktor Tahir Ağabey, bu hizmetlerinden dolayı Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, “Şarkın kapısını açtın! Büyük hizmetlere medar oldun!” iltifat ve takdirine mazhar olmuştur. Daha sonra yine Emirdağ’a dönen Dr. Tahir Barçın, burada vazifesine devam etmiştir.

Emirdağ Hükûmet Tabibi ve İskân Müdürü olarak görev yapan Dr. Tahir Ağabey, Bediüzzaman Hazretleri’ne Emirdağ’da doktorluk da yapmıştır.

Üstad Hazretleri’nin sarık sarması konusunda, Sulh Hakimi bir rapor gerektiğini ve böyle bir rapor için Doktor Tahir Ağabey’e yazı yazar. ” Sanık Said Nursi, sarık sarmaya mecburdur” tarzında yazılan rapora hakim imza atar. Hükümet Tabibi olan Tahir Ağabey’de, tereddüt etmeden, sağlık raporunu imzalar, hakime gelen raporu hakim tekrar imzalar, böylece Üstad Hazretleri şapkadan muaf olup sarık sarmaya devam eder.  Allah yolunda Üstad Hazretlerine, destek olmak için, dünya toplanıp gelse Doktor Tahir Ağabey’e vız gelir. Kabri pür nur olsun.

27 Mayıs İhtilalinde, Emirdağlı Risale-i Nur Talebeleriyle birlikte, tevkif edilmiş, bir müddet Bolvadin Hapishanesinde yatmış, sonra tahliye ve beraat etmiştir.

Daha sonraki senelerde İstanbul’un Zeytinburnu semtinde açtığı muayenehanede doktorluk yapmış, binlerce fakir fukarayı, çok ucuz ve parasız olarak tedavi edip. Bazı fakirlerin ilaç paralarını da kendisi vermiştir.

Doktor Tahir Barçın’ı ilk defa İstanbul’un Sarıgüzel semtinde Barçın Apartmanında tanıyıp, tatlı sohbetlerini dinlemiştik. 1969 lı yılların, o sohbetleri ve nuranî derslerinin hatıraları zihinlerimizde. Her hafta Çarşamba günleri devam eden bu ders gecelerinde, ders arası Dr. Tahir Ağabeyin anlattığı hatıraları zevkle dinlerdik.

Doktor Tahir Barçın Ağabey, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’ni ilk defa 1922 yılı sonlarında, İstanbul’da gördüğünü şöyle anlatırdı:

“Ağustos ayında İstanbul’a geldik. Şehir işgal altındaydı. O zamanlar ağabeyim Mustafa  Fatih’deki medresede talebe olarak okuyor ve orada bir odada kalıyordu. Ben Sultanahmet’teki medreselerde kalıyordum. Bazı günler ağabeyimin yanına gelirdim. Yine böyle bir gelişte ağabeyimle birlikte Fatih Camiine ikindi namazına gitmiştik. Sene l922.

“Camiden çıkarken büyük bir kalabalık vardı. Önde heybetli bir zat vardı, benim dikkatimi çekti, mahallî kıyafetli, belinde kamaları vardı. Ben on altı yaşlarındaydım. O zaman hatırımda kaldığına göre ‘Bediüzzaman denilen bir âlimmiş’ diyorlardı. Ağabeyimden öğrendiğime göre, Üstad Bediüzzaman orada kalıyormuş. Ağabeyim ziyaretine gitmiş, onda iki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi isimli eseri vardı. Onu, okuyorlardı. Sonra İstanbul’dan ayrıldı, Ankara’ya gitti.”

Bu tarihten tam yirmi iki sene sonra, lâtif bir tevafuk, yine bir yaz günü, 1944 yılı Ağustos ayı, Afyon’un Emirdağ kazasında, Hükümet Doktoru ve İskân İşleri Müdürüydüm. Bize bir yazı geldi. Yazıda şöyle deniyordu.

‘Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ’a gönderilmiştir. Oraya iskân edilmesi’

Polisler, Üstad Bediüzzaman Hazretlerini, bize teslim ettiler.  Biz bu yazı üzerine Üstad’ı Emirdağ nüfusuna kaydettik. Sonra Üstad  Hazretleri, beni çağırttı. Gittim, görüştük. Bana Denizli Hapishanesinin bir meyvesi olan eseri verdi. Sonra  görüşmelerimiz devam etti. Biz Üstad’ı kalben sevdiğimiz için, çekinmeden yanına gidip geliyorduk. Daha sonra aradan bir sene kadar geçti. l945’te beni Bitlis’e Sağlık Müdürü olarak tayin ettiler, ben gitmek istemiyordum. Üstad ise: “Git, git yine gelirsin sonra’ diye Bitlis’e gitmemizi tavsiye etti.

Bitlis’te, Risale-i Nur’larla daha yakından alâkadar olmaya başladım. Eserleri okuyordum. Bitlis ve kazalarını dolaştım.  Şarkta on ay kadar kaldım. Hizan’ın köylerini dolaştım, eserlerden dağıttım. Bitlis’ten Üstad’a optalidon habı gönderiyordum, kendileri de bana optalidona mukabil olarak Asâ-yı Musa ve diğer eserlerden gönderiyordu. Bu eserler Şarkta çok hizmetlere vesile oldu. Sonra tekrar Emirdağ’a döndüm. Dönüşümde bana çok iltifat etti: “Şarkın kapısını açtın’ diyordu.

Sabah erkenden Mustafa Acet gelir, ‘Üstad sizi çağırıyor’ diye bizi haberdar ederdi. Bu ziyaretlerin ekserisi Pazar günleri olurdu. Bizi tebessümle karşılardı, çay ikram ederdi. Simit verirdi, sabah kahvaltısını orada Üstad’ın evinde yapardık.

Daha sonraki günlerde Isparta’ya, oradan da Urfa’ya gidip vefat ettiğini öğrendiğimiz zaman, çok üzülüp, sarsılmıştık. Son ayrılıştaki vedâlaşmasını ancak o zaman idrak ettim. Meğer Üstad artık ebedî âleme doğru yolculuğa çıkıyormuş, bu sebepten bizlerle, Emirdağ’daki Nur talebeleriyle teker teker vedâlaşmıştı.”

Kur’ân-ı Hakîm’e, iman hizmetine ve Risâle-i Nur’un hakikatlerine hayatına, hayat yapan Doktor Tahir Barçın Ağabey ll Mayıs l978’de İstanbul’da Allah’ın rahmetine kavuştu. İnşaallah kabri nur olsun. Amin.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir