PROF. DR. ZEKERİYA KİTAPÇI
Zekeriya Kitapçı, Isparta’nın Yalvaç ilçesinde 1937 yılında dünyaya gelir. Babası İsmail Kitapçı’dan Kur’an okumayı öğrenir, daha sonra Sofular Mahallesi Tekke Camii imamı Hasan Efendi, onu gizlice çalıştırır ve hafız olmasını sağlar. Yedi, Sekiz yaşlarında iken Ramazan Aylarında Çarşı Camiinde mukabele okuyan Kitapçı’ya halk, ”Küçük Hafız” lakabını verir.
Bediüzzaman ismini nerede ve nasıl duyduğunu hatırlamayan Kitapçı, ”Babam bana, Isparta’da bir Bediüzzaman varmış, kemalatı çok yüksek bir zatmış. Onu ziyaret edip, mutlaka elini öpmem lazım.” diye sayıklardı. Babam Isparta’ya gitmiş fakat ziyaret mümkün olmamış.” der.
1950 yılında Adana, Ankara, Isparta, İstanbul, Kayseri, Konya ve Kahramanmaraş’ta ilk defa İmam Okulları açılır. 1951 yılında İlkokulu bitiren Kitapçı, babası ile birlikte Isparta’ya gider, İmam Hatip Okuluna kaydını yaptırır ve okulun üst katındaki, yurtta da kalmaya başlar.
1953 yılında bin bir türlü ruhi bunalımlar içinde kıvranırken Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini ziyaret etmek üzere evin kapısını çalan Zekeriya Kitapçı’ya kapıyı Bayram Ağabey açar, Üstad’ın yanına beraber girerler, Üstad”Gel Kardaşım!” der yanına çağırır. Yanına yaklaşır, elini öper, karyolanın önüne edeple oturur. Üstad, ona döner, ”Kardaşım! Sen ne hale gelmişsin böyle?” der. Risale-i Nur’dan ve onun yüksek hakikatlerinden bahseder, şimdiye kadar kimsenin ondan zarar görmediğini, bilakis Risale-i Nur’un gönül ve kalplere şifa verdiğini, Anadolu’da Küfr-ü mutlakın ve komünizmin belini kırdığını ifade ederek şöyle konuşur;
”Kardeşim! Yeise düşme, moralini bozma. İstikbal İslamındır. Hiç korkma. Küfrün, zulmün karşısında Risale-i Nur sizin için tam bir ilaçtır. Kurtuluş, Risale-i Nur’dadır.”
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin yanından ayrılan Kitapçı’nın artık gönlünde, kalbinde hiçbir yeis, korku kalmamıştır. Bu ziyaretten sonra daha sık Üstad’ın yanına giden Kitapçı’yı Üstad başını okşar ve ona Risale-i Nur’dan dersler yapar. Risale-i Nur’u okuyan hapse girermiş, başına iş açılırmış, şu olurmuş, bu olurmuş gibi şeylerden kurtulur. Artık onun tek hedefi vardır.
”Üstad’ı seveceksin, Risale-i Nur okuyacaksın! Yazacaksın! Onun yüksek hakikatlerini korkmadan çekinmeden herkese ilan edeceksin.”
1957 yılında İmam Hatip Lisesi kompozisyon öğretmeni sınıftaki talebelere bir kimseyle röportaj yapmayı ve bunu sınıfta okunma ödevi verir. Kitapçı,hemen Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile röportaj yapmayı ve bunu sınıfta okumaya karar verir. Doğruca Üstad Hazretlerinin kapısını çalar, içeri girer girmez sanki Üstad onu bekliyormuş gibi,”Gel kardaşım otur” der ve başlar anlatmaya:
”Kardeşim, ben İmam Hatip Okullarıyla yakından alakadarım. İmam Hatip Okullarının benim yanımda çok ehemmiyeti var. İnşaAllah eski medreselerin yerini tutacak ve halkı irşat vazifesini tam yapacaklar. Bu zamanda ihlaslı bir İmam Hatip talebesi yüz evliya kadar hizmet edebilir. Sana şunu söylüyorum ki, sizler katiyyen hizmet-i diniyenizde maddi menfaat istmeyiniz. Size verilen ünreti bir İhsan-ı İlahi olarak kabul ediniz, hizmetimin ücretidir demeyiniz. Benim talebelerim kimseden hediye kabul etmezler. Onlara en yüksek makam da verilse, hatta 3 bin lira da aylık verilse yine dönüp bakmazlar. Hizmet-i diniyelerini alet ve tercih etmezler.”
Üstad’ın yanından ayrılan Kitapçı, okul pansiyonuna gelir akşamleyinde konuşmaları röportaj haline getirir. Ertesi gün öğretmen,”Zekeriya, nasıl bir röportaj yaptın?” diye sorunca ”Efendim, malum ama meçhul gösterilen bir zat ile yaptım. Son derece bilinen bir zat olmasına rağmen, meçhul gösterilmek istenen Said Nursi ile yaptım.” diye cevap verir. Sınıfta nefesler kesilir, herkes pür dikkat kesilir.
Nasıl yola çıktığını, Hz. Üstad’ın kapısını nasıl çaldığını, O’nun kendisini nasıl kabul ettiğini ve söylediklerini bir bir kaydettiğini anlatır.Daha sonra da kaleme aldığı 3-4 sayfalık metni okur. Öğretmen dahil kimsenin gıkı çıkmaz, herkes okunanı dinler. Bu röportaj Üstad’la yapılan tek mülakattır.
Zekeriya Kitapçı’nın okul pansiyonundan Üstad’ın evine gidip gelmesi dört sene kadar devam eder. 1958 yılı Nisan ayında Üstad Hazretlerinin yanına gelen Kitapçı, bir de bakar ki, Üstad tek başına, hizmetinde bulunanların hepsini polis almış götürmüş. O günlerde Zübeyir, Bayram, Tahiri, Ceylan, Sungur ve Rüşdü Ağabeylerin imzası ile bir mektub yayınlanır. Mektup gazetelerde neşrolur. Bunun üzerine Ağabeyler tevkif edilir. Evde Üstad yalnız kalır.
Zekeriya’yı gören Üstad,”Gel kardeşim Zekeriya, artık sen gitme” der. Zekeriya İmam Hatip Okulu pansiyonundan ayrılır Üstad’ın yanında kalmaya başlar. Böylece Üstad Hazretlerine birebir hizmet eder. Daha sonra Vahşi Şaban Ağabey ertesi günü de Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabey gelir. Kitapçı’nın bu hizmeti 1959 yılının Ekim ayına kadar devam eder. 1959’un Ekim ayında Üstad Hazretlerinden iznini alıp, elini öper, Isparta’dan ayrılıp İstanbul Yüksek İslam Enbsitü’süne kaydını yaptırır.
1960 yılında İstanbul’a geelen Üstad Bediüzzaman Hazretleri Piyer Loti Oteline yerleşir. Otele ilk koşanlar arasında Zekeriya’da bulunur. Otel ve çevresi mahşer yeri gibidir. Otelin merdivenlerini hızla çıkar, Üstad’ın olduğu kata ulaşır. Isparta’da beraber kaldığı Ağabeylerle kucaklaşır. Üstad Hazretlerinin elini öper, duasını alır.(Derleme, Ö.Özcan Ağabeyler anlatıyor.)
Zekeriya Kitapçı, Yüksek İslam Enstitüsünden sonra Pakistan Karaçi Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde doktorasını yapar. Daha sonra Devlet Planlama da çalışır. Erzurum Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde İslam Tarihi Doçent ve Profesörü olur. Beş sene Nijerya Üniversitesi, Beş sene Elazığ Fırat Üniversitesinde görev alır. 1987 yılında Konya Selçuk Üniversitesinde çalışmaya başlar, 2004 yılında emekli olur.
Türkler ve Türklerin İslamlaşma ve Müslümanlaşma süreçleri ile ilgili çalışmalarıyla bu alanda önemli hizmetler yapan Kitapçı 6 Eylül 2021 yılında vefat eder, kendisine Allah’tan rahmet dileriz.




Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!