Savlı Hafız Mehmed’in oğlu olan Ahmed Zeki Avşar, 1923 yılında Isparta’ya bağlı Sav köyünde doğmuştur. Sav Köyünü Risale-i Nur’larla tanıştıran Savlı Hacı Mehmed Avşar’ın torunudur. Risale-i Nur’un küçük ve masum şakirtleri arasında adı geçer. Küçük yaştan itibaren Risale-i Nur’ları yazmıştır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, 1934 yılının Ağustos Ayında Barla’dan Isparta’ya gelir. Birkaç gün otelde kalır, daha sonra ise hamiyet sahibi, zengin Nur Talebesi olan Şükrü Efendi köşkünü, Üstad Hazretlerine tahsis eder. Şükrü Efendi’nin bu samimi hareketini kabul eden Üstad Hazretleri, talebeleri ile bu köşke yerleşir. Isparta’da bağlar içinde güzel manzaralı iki katlı ahşap yapılı bu köşkte Üstad Hazretleri, Yedi-Sekiz ay kalır.

O ana kadar telif edilmiş olan bütün risaleler bu köşkte tanzim, tertib ve tashih edilir, Risale-i Nur’un telifine de başlanır. Ahmed Zeki, bu köşkte kalan Üstad Hazretlerini dedesi Hacı Hafız Mehmed ile birlikte ziyaretine gider ve elini öper.

”Risale-i Nur’un küçük ve mâsum şakirtlerinden elli altmış talebenin yazdıkları nüshaları bize göndermişler, o parçaları üç cilt içinde cem ettik.

İşte bu mecmuadaki parçaları yazanların nümune olarak bir kısmı şunlardır:

Ömer 15,Hüseyin 11, Mustafa 14, Mustafa 13, Ahmed Zeki 13, Bekir 9, Hafız Nebi 14, Ayşe 11, Ali 12, Hicret 15, Hafız Ahmed 12, Ayşe 11.

İşte bu mecmuadaki risaleler, bu mâsum çocukların Risale-i Nur’dan ders aldıkları ve yazdıklarının bir kısmıdır. Onların bu zamanda bu ciddî çalışmaları gösteriyor ki, Risale-i Nur’da öyle bir mânevî zevk ve câzibedar bir nur var ki, mekteplerde çocukları okumaya şevkle sevk etmek için icad ettikleri her nevi eğlence ve teşviklere galebe edecek bir lezzet, bir sürur, bir şevk, Risale-i Nur veriyor ki, çocuklar böyle hareket ediyorlar. Hem bu hal gösteriyor ki, Risale-i Nur kökleşiyor. İnşaallah, daha hiçbir şey onu koparamayacak; ensâl-i âtiyede devam edecek, gidecek.

Aynen bu mâsum çocuk şakirtler gibi, Risale-i Nur’un câzibedar dairesine giren ümmî ihtiyarların dahi kırk-elli yaşından sonra Risale-i Nur’un hatırı için yazıya başlayıp yazdıkları kırk elli parça, iki üç mecmua içinde derc edildi. Bu ümmî ihtiyarların ve kısmen çoban ve efelerin, bu zamanda, bu acip şerait içinde, herşeye tercihan Risale-i Nur’a bu surette çalışmaları gösteriyor ki, bu zamanda Risale-i Nur’a ekmekten ziyade ihtiyaç var ki, harmancılar, çiftçiler, çobanlar, yörük efeleri, hâcât-ı zaruriyeden ziyade bir hâcât-ı zaruriyeyi, Risale-i Nur’un hakaikini görüyorlar.”(Emirdağ Lahikası)

”Şimdi bu mektubunuzdan anlaşıldı ki, onun halisâne kudsî hizmetinin bir kerameti olarak vefatını ihsas ediyordu. “Hafız Ali, Hasan Feyzi ortasında makamım var” diye iş’ar ediyordu. Cenâb-ı Hak, onun defter-i a’mâline Sava medrese-i Nuriyede okunan ve yazılan risalelerin harfleri adedince ruhuna rahmetler ve kabrine nurlar ihsan eylesin. Âmin. Ve aynı sistemde tam hayrülhalef mahdumu Hafız Mehmed ve hafîdi Ahmed Zeki’yi onun vazifesinin idamesine muvaffak eylesin. Âmin. Ve onların umumuna sabr-ı cemil ihsan eylesin. Âmin.”(Emirdağ Lahikası)

”Evvela: Medrese-i Nuriyenin eski masumlarından Ahmed’in bu güzel ve hâlis fıkrasını umum Sava masumlarının ve kahramanlarının namına Lâhika’ya yazdık. Mâşâallah, Hacı Hâfız Mehmed’in tam ona benzer bir kıymetli hafidi olduğunu gösterdi.”(Emirdağ Lahikası)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin daima dualarında yer alan dedesi, babası ile birlikte Risale-i Nur’ları yazan, neşreden Ahmed Zeki Avşar, 1987 yılında vefat etmiştir. Dedesi ve babası ile dünya hayatındaki beraberliği kabirde de devam etmiştir. Dedesi ve babasının Sav Köyü Cami avlusundaki mezaristanına defnedilmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet dileriz.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.