Risale-i Nur okumamız bu asırda neden çok önemli, başka kitapları okuyarak da aynı imani bilgilere ulaşamazmıyız?

Bu soruya çok değişik cevaplar verilebilir,fakat bizce en güzel cevaplardan birini Ortadoğu ve İslam uzmanı Prof. Dr. Colin Turner veriyor.1970 yılında İslamiyet üzerine doktora çalışması yaptığını belirten Colin Turner, 1975 de müslüman olduğunu söyleyerek bakın bu konuda neler anlatıyor:

”1975’te Müslüman oldum. 1979’da Ruslar Afganistan’a girince bütün Müslümanların Londra’da toplanıp bu işgali protesto için yaptıkları yürüyüşe katıldım. Sloganları atıp yürürken arada bir ‘Allahü Ekber’ ve ‘Lâ ilahe illallah’ diyorduk. Yine bir ‘Lâ ilâhe illallah’ demiştik. Bizi seyreden halktan bir İngiliz bana bunun mânâsını sordu. Ben de ‘Allah’tan başka ilah yoktur.’ dedim. Bana ‘Bu kadarını ben de biliyorum. Daha başka bu, ne ifade ediyor?’ dedi. Cevap veremedim.

Bu soru kafama takıldı. Pakistanlıların, Mısırlıların, Bangladeşlilerin mescitlerine gidip hocalarına, ‘Ben bu kişiye daha ne söylemeliydim?’ diye sordum. ‘Söylemişsin ya, daha diyecektin ki?’ dediler. Eve geldim. Her taraf kitap dolu… Ama hep şeriat ve İslâm ile ilgili ‘İslam’da Bankacılık… İslam’da İktisat… İslam’da Diplomasi… İslam’da Hâriciye… İslam’da Devlet İdaresi. v.s. Îmanî derinlikle ilgili bir şey yok.

Görev yaptığım üniversiteye gittim. Cuma ve beş vakit namaz kıldığımız bir mescit var. Oradaki hocalara ve öğrencilere yürüyüş sırasında başımızdan geçenleri anlattım ve ‘Siz olsaydınız, o soruyu soran kişiye ne cevap verirdiniz?’ dedim. Herkes ‘Söylemişsin ya. Daha ne söyleyecektiniz ki?’ derken, orada bulunan bir Türk kardeş, bana bir kitap uzatarak ‘O sorunun cevabı, burada yazılı’ dedi. Ben şöyle kitabın kapağına bir baktım ‘Âyetü’l-Kübra’ yazıyordu. ‘Ben bunu okumam, ben tasavvufa karşıyım.’ dedim. O ‘Bu, tefekkür’dür.’ dedi. Ben almak istemeyince o ısrar etti: ‘Aradığın cevap burada, başka yerde bulamazsın.’ dedi. Adeta zorla o kitabı bana verdi.

Aldım. Sonra okumaya başladım. Yazar bir seyyah gibi göklere çıkıyor, sistemlerin yıldızların nasıl ‘Lâ ilâhe illallah’ dediklerini, deniz diplerindeki mahlukatın yanına varıyor, onların nasıl tevhidi ifade ettiklerini, ağaçların kuşların ve insan akılların, insan kalblerinin ‘Lâ ilâhe illallah’ı nasıl söyleyip haykırdıklarını yazıyordu. Cevabı bulmuş ve doymuştum. Kitabı bana veren Türk kardeşe gidip, ‘Bak, külliyat yazıyor: Demek ki, bu seriden daha başka kitaplar da var. Eğer sende varsa, bana verir misin?’ dedim. Bu sefer bana büyük bir kitap getirdi: Sözler. Okumaya başladım. Hayret ve hayranlıkla okuyordum. Otuzuncu Söz’de ‘Ene’ bahsini okuyunca, çıldıracaktım.Olamaz böyle bir şey. Yazılamaz böyle bir kitap!.

Diğer okuduğum kitaplarla zihnimde bir mukayese yaptım. Ve şunu anladım. Bir İngiliz’in İslam’da Bankacılığa ne ihtiyacı var? Onun imana, Allah’ı tanımaya Cenab-ı Hakkı isimleri ve sıfatları ile bilmeye yani marifetullaha ihtiyaçları var. Bunu da en güzel Risale-i Nurlar anlatıyor.”

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.