İMKAN-I ZATİ, İMKAN-I ZİHNİ
İmkan-ı zati, imkan-ı zihni, imkan-ı akli ne demektir?
İmkan, sözlük manası olarak bir işin kolayca yapılabilmesi ve o işin gerçekleşmesi için önünde bir engel bulunmaması anlamına gelir. İmkan, var veya yok olması düşünülebilen şey manasına da gelir.
İmkan-ı zati, bir şeyi var veya yok saymanın akla aykırı olmaması durumudur. Bir şeyin aslında mümkün olması demektir. Bir şeyin zatında olma ihtimali, onun kati ve kesin olarak olduğu anlamına gelmez. Şu anda Ege denizinde kesin olarak bildiğimiz bir yer bir anda yok olabilir, bu normaldir ama onun kati ve kesin olması için delil gerekir.
İmkan-ı zihni, bir şeyin aklen mümkün olduğunu düşünerek onun gerçekleşmesinin imkan dahilinde olup olmadığını araştırmadan onu mümkün saymaktır. Olabilecek bir şeyin zihnen olmuş gibi kabul edilme halidir. Bir şeyin mümkün olması zihnen de olmasını gerektirmez. Zihnen kabul edilmesi için delil gerekir. O işin olabilmesi için elimizde delil olmalıdır.
İmkan-ı akli, bir şeyin aklen mümkün olmasıdır. Aklın mümkün olmadığı bir şey kabul edilemez. Ay’ın güneşten büyük olduğunu iddia etmek gibi. İmkan dahilinde olan bir şeyi delilsiz ve ispatsız kabul etmek mantıksızdır.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur adlı eserlerinde imkanı, imkan-ı zati, imkan-ı akli, imkan-ı örfi ve imkan-ı adi gibi kısımlara ayırmaktadır.
”Bir şeyin aklen mümkün olması zorunlu ve muhal olmayan bir konuda, kesin delile elvermeyen bir işte tereddüt etmektir. Yoksa eğer muhal yani imkansız olduğuna dair bir delil varsa onda tereddüt edilmez, o şey aklen var kabul edilir. Yoksa itibara alınmaz.”(Muhakemat)
”Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbiriyle iltibas eder. Yani, birşeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkûk tevehhüm eder. Halbuki, ilm-i kelâmın kaidelerindendir ki, imkân-ı zâtî ise yakîn-i ilmîye münâfi değil ve zaruret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur. Meselâ, şu dakikada Karadeniz’in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki, yakînen o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şüphesiz biliyoruz. Ve o ihtimal-i imkânî ve o imkân-ı zâtî bize şek vermez, bir şüphe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ şu güneş, zâtında mümkündür ki, bugün gurub etmesin veya yarın tulû etmesin. Halbuki bu imkân yakînimize zarar vermez, şüphe getirmez.” (Yirmi Birinci Söz)




Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!