MUSİBET VE BELALAR

”Bir zaman, eski Harb-i Umumîde, düşmanların ehl-i İslâma ve bilhassa çoluk ve çocuklara ettikleri katl ve zulümlerinden pek çok müteellim oluyordum. Fıtratımda şefkat ve rikkat ziyade olduğundan, tahammülüm haricinde azap çekerdim.

Birden kalbime geldi ki, o maktul masumlar şehîd olup veli olurlar; fâni hayatları, bâki bir hayata tebdil ediliyor. Ve zâyi olan malları sadaka hükmünde olup bâki bir malla mübadele olur.

Hattâ o mazlumlar kâfir de olsa, âhirette kendilerine göre o dünyevî âfattan çektikleri belâlara mukabil rahmet-i İlâhiyenin hazinesinden öyle mükâfatları var ki, eğer perde-i gayb açılsa, o mazlumlar haklarında büyük bir tezahür-ü rahmet görünüp, “Ya Rabbi, şükür elhamdü lillâh” diyeceklerini bildim ve kat’î bir surette kanaat getirdim. Ve ifrat-ı şefkatten gelen şiddetli teessür ve elemden kurtuldum.(Kastamonu Lahikası)

Üstad Bediüzzaman hHazretleri,insan fıtratında olan şefkat hissinden gelen eleme karşı nasıl düşünülmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında zarar ve sıkıntı gören masum ve mazlumlar hakkında da bir hüküm ve fetva veriyor. O dünya savaşlarında düşmanların iman ehlinden masumen ve mazlumen öldürülenlerin, ahirette şehit ve veli hükmünde olacaklarını, dünyadaki kısa hayatlarının ahirette saadetli ve ebedi bir hayata dönüşeceğini dile getiriyor.

Dünyada başımıza gelen bütün sıkıntı ve kederlere sabır şartı ile bu nazarla bakabiliriz. Dinsiz felsefenin iddia ettiği gibi dünyada başımıza gelen musibet ve sıkıntılar başıboş ve gayesiz değildirler. Onları imtihan için gönderen Allah’tır; elbette sabredenlere mükafatı verecek yine odur.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir