”Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını yerine getiremezsin.

Öyle ise, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.

Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret, içlerine girme.”(Yirminci Mektub,Birinci Makam, Dördüncü Kelime)

İnsan dünyaya misafir nazarı ile bakıp, mülkü hakiki sahibine bırakmalıdır. Elimizin ulaşamadığı, gücümüzün yetmediği olaylarda niye böyle oluyor? deme yerine olayın neticesini bekleyip, Allah’a tevekkül etmeliyiz. Dünya imtihan dünyası “Mülkü sahibine vermek” Allah’a tevekkül etmektir.

“Tevekkül” Allah’ın taksimatına ve kazasına razı olup teslim olmaktır. Şartları yaptıktan sonra neticesine rıza gösterip ve takdiri Allah’tan bilmektir. Tevekkül imanın neticesi olduğu için, iman ne kadar sağlam ve kuvvetli olursa tevekkül de o nispette kuvvetli ve sağlamdır.

Mümin, her şeyin tedbir ve dizgininin Allah’ın kudret elinde bildiği için hiçbir şeyden endişe ve telaş etmez. Mümin bilir ki Allah bir musibeti alnına yazmış ise “bundan kurtuluş yok”. Aynı şekilde musibeti yazmamış ise, hiçbir güç o musibeti başına bela edemez. Bu tevekkül düşüncesi mümini rahatlatır ve cesur kılar.

Kâfir Allah’a inanmadığı için, her şeyi tesadüfe verir, O zaman başına her an bir iş bir musibet geleceği endişesi içindedir. Her hadise karşısında korkar ve titrer. “Acaba bu musibet bana dokunur mu?” der hayatı zehir olur.

Allah’a iman ile tevekkül eden adam hiçbir şeyden korkmaz. Cesaretin hakiki kaynağı iman olduğu gibi, korkaklığın kaynağı da imansızlık ve tevekkülsüzlüktür. Kalbinde iman olmayan birisi bu yüzden her hadise karşısında titret her musibetten azap duyar. Bir nevi dünyanın bütün yükünü beline yükler ve altında ezilip gider.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.