Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Isparta talebelerinden Mehmed Mesud 1890 yılında Üsküdar da dünyaya gelmiştir. Asker olan babası Veli Bey’in Şam’daki görevi sebebiyle uzun yıllar burada yaşadıktan sonra Şam’dan Isparta Atabey’e gelerek yerleşmiştir. Şamlı Hafız Tevfik’in kardeşidir. Risale-i Nur’daki tevafuk ilk olarak O’nun yazdığı nüshalarda görülmüştür. Üstad Hazretleri, O’nun kalemini kıymetli olarak nitelemiş, risalelerin yazılması ve çoğaltılmasında büyük gayret göstermiştir.

Risale-i Nur da birçok yerde ismi ve bahsi geçen Mehmed Mesud Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte Eskişehir Hapsinde bulunmuştur.

”Şu fıkra Mesud Efendi’nindir

Ey benim muhterem Üstadım!

Hadd-i büluğumdan bu ana kadar, laîn şeytanın zırhından mamul bir sanduka derûnunda kilitlemiş olduğu akl-ı uhrevî ve imanımı tazyik altına almıştı. Duanız sayesinde ve bana karşı göstermiş olduğunuz hüsn-ü niyet ve nasihatlerin semeresi olarak ancak yedi senede, Üstadımın dua yumruğuyla laîn şeytanın zırh sandukası kırılarak, imanımı tekrar teslim ettin. Ve teslim aldığımı şununla ispat ederim ki:

Duaya kabul buyurduğunuz tarihte, yani ramazan-ı şerifin üçüncü günü bera-yı ziyaret nezdinizde idim. Müfarakatımdan sonra, Cenab-ı Hakk’ın gösterdiği ve sevgili Üstadıma arz eylediğim rüya ile âcizane tefsirimde, gündoğudan günindiye doğru olan çayı yani gündoğudaki duayı almamış olsa idim, önümde elinde sepet ile giden adam gibi gayya kuyusuna gidecektim. Ben de o kapının önünde durduğum halde, o müessir almış olduğum dua sayesinde, o korkunç kapıdan çağrılmayarak, avdetimde geniş bir caddeden halkın omuz omuza geçtiği ve bizim mestûr bir mevkide seyreylediğimiz o meşakk u mezahime iştirak ettirilmediğimiz ancak Üstad-ı Muhteremimin Cenab-ı Hak nezdinde duasının kabulüdür ve Sözler’in mukavemetsûz tesirleridir.

Ben de buna mukabil, Üstadımın hâdim olduğu çığırı takip ile hizmet etmek emelinde isem de yalnız ettiğim hizmet kâfi değildir. O da ancak âhiret menfaatimiz içindir. Yalnız Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak Hazretlerinden beş vakitte dua ediyorum: “Yâ Rabbî, yâ Rabbî! Yirmi yedi seneden beri, şeytan aleyhi’l-la’nenin zırhlı çelik sandukaya kilitlemiş olduğu imanımı, balyozuyla kırarak tahlis eden Üstad-ı Ekremime, yani Kur’an-ı Hakîm’in lemaatı olan Risale-i Nur’un neşrine bir hizmet olarak, bana menamda göstermiş olduğun yevm-i mahşerde gayya kuyusu kapısının ağzından çevirmeye muvaffak olan müfessir-i Kur’an’ı ve son musannif bulunan Saidü’n-Nursî Hazretlerinin yevm-i mahşerde sancaktarı kıl, yâ Rabbî yâ Erhame’r-râhimîn velhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn” olan Cenab-ı Mevla’dan evkat-ı hamsede vird-i zebanımdır. Ve siz Üstadımın kabul buyurmasını istirham ile el ve ayaklarınızdan öperim, Efendim Hazretleri. Mehmed Mesud (Barla Lahikası)

”Hazır Mesud, Galib ve Süleyman Efendiler, Mustafa Çavuş, Abdullah Çavuş selâm ediyorlar. Ben de başta Hüsrev, Bekir Bey umum kardeşlerimize selâm ediyorum. Bilhassa kayınpederiniz Hacı İbrahim Bey’e ve muhtereme hemşireme ve mübarek Bedreddin’e çok dua ediyorum. (Barla Lahikası)

Bir zaman Barla’da, bağlardaki köşkte, Şamlı, Mesud ve Süleyman’ın müşahedesiyle aynı hâdiseyi başka şekilde gördük. Şöyle ki:

Ben, sevmediğim için siyah bir mürekkebi kısmen döktüm; birden mütebâkisi çok beğendiğim güzel bir kırmızıya tahavvül etti. Risaletü’n-Nur’un kâtiplerini şevklendirdi. Gözümüze silsile-i kerametin bir ucunu ve bir tereşşuhunu gösterdi. (Kastamonu Lahikası)

”Kalemi kerametli Mesud’un ehemmiyetli bir rüyasıdır

Âlîcenab ve faziletmend Üstad-ı Muhteremim Efendim Hazretleri!

Tulûat olmadıkça, siz Üstadıma mektup yazmaya muktedir olamıyorum. Çünkü başlıca âmâlim Nurların ikmali olduğundan ve yazdığım esnada bir an evvel bitirmek emeliyle serî bir surette yazdığım için o Nurlardan almış olduğum feyzi etraflıca anlatamayacağım için mektup tastirine cüret edemiyorum.

Hüsrev Efendi’nin nezdinizden müfarakatı günü, bendeniz ziyarete geliyordum. Bedre’nin civarında birbirimize tesadüf ettik. Geri dönmekliğimizi söylediler. Sabırsızca esbabının neden münbais olduğunu sordum. Neticeyi anlattılar. Birlikte köye avdet ettik. Çok müteessir oldum. Meyusiyetimden iki gün dışarıya çıkamadım. Kalbimin teessürünü teskin için Nurları yazmakla meşgul oldum. Mesud (Barla Lahikası)

Ömrünü Kur’an ve iman hizmeti Risale-i Nur’a adayan Mehmed Mesud, 1955 yılında Isparta İslamköyde vefat etmiştir. Nurkoy olarak kendisine Allah’tan rahmet dileriz.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.