Girdi yapan Nurköy

,

CESEDİNİ ARILARIN KORUDUĞU SAHABİ ASIM BİN SABİT(RA)

Medine’li olan Asım bin Sabit, sahabelerin savaşçı kısmından olup babası Sabit, künyesi Ebu Süleyman ve annesinin adı Şemus binti Ebi Amirdir. Medine’de hicretten önce iman eden ilk müslümanlardandır. Bedir Gazvesinden önce Rasulullah, ashabı ile savaş konusunda istişare ediyordu. Asım bin Sabit söz isteyerek şöyle konuştu. ”Ya Rasulullah!, Kureyş kavmi bize 200 zira veya daha fazla […]

,

DÜNYA DA DAHİ CEZA VERİR

İKİNCİ HAKİKAT Bâb-ı Kerem ve Rahmettir ki, Kerîm ve Rahîm isminin cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki, gösterdiği âsâr ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet ve nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu âlemin Rabbi, kerem ve rahmetine lâyık mükâfat, izzet ve gayretine şayeste mücazatta bulunmasın? Evet, şu dünya gidişatına bakılsa […]

,

ORMAN ŞEFİ MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar, 18 Nisan 1920 yılında İstanbul Eyüp’te dünyaya gelmiştir. Babası İbrahim Hamdi Karapınar orduda deniz subayı olarak görev yapmıştır. 1941 yılında Bolu Orman Mektebinden orman teknisyeni olarak mezun olmuştur. 1946 yılından 1949 yılına kadar Emirdağ’da orman şefi olarak görev yapmıştır. Mustafa Karapınar, Emirdağ’da 1947 yılında Sağlık Memuru Hayri Gencer vasıtasıyla, Üstad Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret […]

,

MEYVE RİSALESİ HAPİSHANEDE NASIL TELİF EDİLDİ

Risale-i Nur’un en önemli risalelerinden bir olan Meyve Risalesi nasıl yazıldı ve hapishaneden nasıl dışarı çıkarıldı? Risale-i Nur Külliyatından Şualar’da On Birinci Şua olarak yeralan Meyve Risalesi 1943 yılında Denizli Hapishanesinde yazılmıştır. Denizli Hapishanesinin bir Meyvesi bir hatırası ve iki Cuma gününün mahsulüdür. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, 1943 yılında girdiği Denizli Hapishanesinde mahkumlar için […]

,

YAĞMUR DUASI ANINDA

Süleyman Efendi, Mustafa Çavuş ve Bekir Beyin bir fıkrasıdır. Isparta’daki kardeşlerimizin fıkrasındaki dâvâyı ispat eden kuvvetli iki delili gösteriyor. Re’fet Bey ve Hüsrev gibi kardeşlerimizin harika bir surette yağan umumî yağmur içinde Risale-i Nur bereketine hususiyetle baktığına, bizim de kanaatimiz geliyor. Çünkü gözümüzle yağmur hâdisesini, hususî bir şekilde hizmet-i Kur’ân ve Risale-i Nur’a baktığını iki […]

,

MEDİNELİ CABİR BİN ABDULLAH (RA)

Cabir bin Abdullah, Medine’de Miladi 607 yılında doğmuştur. Hazrec oğullarının Beni Seleme kabilesindendir. Babası Abdullah bin Amr, annesi Üneyse binti Aneme’dir. Her ikiside sahabedir. Babası Uhud Gazvesinde ilk şehid düşen sahabidir. 622 yılında yapılan İkinci Akabe biatına babası ile birlikte katılmıştır. Müslümanlar Uhud Harbi için hazırlıklara başlamışlardı. Kılıç, ok talimleri yapılıyordu. Eli kılıç tutan genç […]

,

ASKER DÜNYA KIŞLA

SALİSEN: Görüyorum ki, şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir. Evet, dünyaya ait […]

,

MARAŞLI MUSTAFA RAMAZANOĞLU

Mustafa Ramazanoğlu, 1922 yılında Maraş’ta doğmuştur. Babası Halil İbrahim Ramazanoğlu, hafızdır. Safranbolulu Dr. Mustafa Oruç (Ramazanoğlu) ile akrabadır.Maraş’ın ilk nur talebesidir. Dokumacılık ile hayata başlayan Mustafa, daha sonra bakırcılık mesleğini seçer. Usta olarak hurda bakırları eritir, kalıplara döker, levha haline getirerek satıp ticaretini yapar. Bediüzzaman Said Nursi ismini 1950 yılında ilk defa Büyük Doğu Mecmuasında […]

,

MAKAM VE KEMALATI ŞAHSINA KABUL ETMEMEK

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, talebelerinin kendisine yakıştırdığı manevi makam ve rütbeleri neden kabul etmiyor? Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kendisine yakıştırılan manevi makam ve rütbeleri kabul etmiyor. Bu gibi makam ve mevkileri Risale-i Nur’a veriyor. Dikkatleri Risale-i Nur’a yöneltiyor ve kendisini çok kusurlu bir hizmetkar olarak görüyor. Makam ve meziyeti kendisinde değil Risale-i Nur’da aramamızı istiyor. […]

,

MUHARREM AYINDA BAHARA YAKIN

Aziz, sıddık kardeşlerim; Şuhur-u muharremeden sonra, hususan bahara yakın, hayat-ı dünyeviye gafleti bir derece fütur vermekle beraber, bazı sarsıntılar ve hastalıklar ve askerliğe gitmek cihetinde Risale-i Nur’un hizmetine bir derece zaaf gelmiş diye endişe ediyordum. Cenâb-ı Hakka şükür ki, mektuplarınız ve Âtıf Hasan’ın gelmesiyle o endişe zâil oldu. O mektubunuzda, çok ehemmiyetli bir hâdise-i Nuriyeden […]