İbadeti terk eden adam, nefsine zulmeder. Zira nefis, hakkı ve batılı ayırt edecek bir yapıya sahip değildir. Akıl ile bu ayrım yapılır. İnsan da bu konuda yetkili ve mesuldur. Çünkü tercih etme hakkı, insana verilmiştir. Mesuliyette ona aittir.

İbadet, insanın manevi duygularına bir gıda hükmündedir. Nasıl maddi cesedimiz gıdasız yaşayamaz ise, manevi duygularımız da  ibadetsiz yaşayamaz. İnsan şeytan ve nefsine uyup ibadeti terk ettiği zaman, ruh, kalb, akıl, vicdan gibi manevi duygu ve hissiyatlarımız aç ve gıdasız kalırlar.

Kalbin gıdası “muhabbetullah”tır, yani Allah sevgisidir. Aklın gıdası tefekkürdür, ruhun gıdası zikirdir, vicdanın gıdası güzel ahlaktır. Bunlar olmaz ise, bu duygular gıdasız kalır. İşin bir diğer yönü ise,insan şeytana uyup ibadeti terk ettiği zaman, kabirde ve cehennemde azap çekecektir.

Risale-i Nur Külliyatından Lem’alar adlı eserin Yirmi Üçüncü Lem’a’nın Hatimesinde yer alan bölüm bize bu konuda tam bir ışık olmaktadır :

”Öyle de, ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve mânevî bir zulüm eder. Çünkü, mevcudatın kemalleri, Sânie müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. Belki de inkâr eder. O vakit, ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve herbiri birer mektub-u Samedânî ve birer âyine-i esmâ-i Rabbâniye olan mevcudatı âli makamlarından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, câmid, perişan bir vaziyette telâkki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder, kemâlâtını inkâr ve tecavüz eder.
…     …    …

“Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder -nefis ise Cenâb-ı Hakkın abdi ve memlûküdür- hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür. Evet, nasıl ki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemâlâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.”(Yirmi Üçüncü Lem’a))

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin “Evet, nasıl ki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemâlâtını bir inkârdır.” ifadelerinde açıkça ibadeti terk eden insanın kainatın mükemmel vasıf ve özelliklerini görememesine bir sebep olduğuna dikkat çekmekte.

Evet, ibadet insanın kalbini ve bakışını değiştiren bir iksir gibidir. İnsan kalbini ve nazarını ibadet ile takviye edip beslemez ise kainatın kemalatı olan isim ve sıfatların tecellilerini göremez ve okuyamaz hale gelir. Allah’a olan iman ve inancı basit ve taklidi bir seviyeye iner. İmanı taklidi olup ibadeti terk eden bir adam Müslüman da olsa Allah’ı kemali ile bilemez tanıyamaz. İşte ibadet Allah’ı kemali ile tanımanın bir aracı bir vasıtasıdır.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu hususa da şöyle dikkat çekiyor:

“Akaidî ve imanî hükümleri kavî ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah’ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle, vicdanî ve aklî olan imanî hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Bu hale, âlem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir.”(İşaratü’l- İ’caz)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.