Hüseyin Akçay, namı diğer Koruk Efe Barla’ya bağlı Çobanisa Köyünde 1893 yılında dünyaya gelmiş. Koruk Efe, iki metre boyunda gür kaşlı bakınca insanın ürperdiği görenin korkup kaçtığı irikıyım bir adam. Koruk lakabı ise çabuk celallenip kızdığı zaman yüzünün ekşimesinden dolayı kendisine verilmiş. İşte bu Efe’nin birgün yolu Barla’ya düşer.

Herkesin şerrinden korkup kaçtığı bu adam Barlılarla sohbet ederken, üstünde siyah cübbe, başında beyaz sarık bir adamın evine girdiğini görür. Yanındakiler dönüp sorar:

”Bu kimdir?”

Barlılar cevaben, ”Bu şarktan gelme değerli bir alimdir. Adı Bediüzzaman Said Nursi’dir.” derler. Koruk Efe’nin aklına bir şey takılır. ”Bu adam şarklıysa, şarkın antikalarından belki silah kasatura gibi antika eşyası vardır” düşüncesiyle hemen kalkıp, Üstad Hazretlerinin evine gelir ve kapısını çalar.

Kapıyı açan Üstad Hazretleri, ”Buyur Hüseyin Efe” der. Bu hitap karşısında şaşıran Koruk Efe, ”Hocam, sizin şarklı olduğunuzu duydum. Ben antika meraklısıyım. Siz de antika tabanca, kasatura filan varsa ben alıvereyim”

Koruk Efe’nin yüzüne dikkatle bakan Üstad Hazretleri,”Bende onlar yok, sana Ya Baki, entel Baki vereyim” der. Sözün ne olduğunu bilmeden ”acaba bu söz nedir?” diye içinden geçirirken, Üstad Hazretleri, ”Seni ve beni, bütün alemi yaratan Halık’ımın dostluğunu veriyorum.”diye konuşur.

O güne kadar böyle bir söze muhatap olmayan Koruk Efe, şaşırır kriz geçirir, heyecanlanır ve bayılır yere düşer. Bir müddet baygın kalır. Gözlerini açan Koruk Efe, Üstad Hazretlerinin agzına üzüm taneleri koyduğunu sonra da kolundan tutup kaldırdığını görür.

Üstad Hazretleri Koruk Efe’yi,”Ya Baki, entel Baki, okuyarak evine git” deyip kapısından dışarıya çıkarır. Neye uğradığını ne yapacağını şaşıran Koruk Efe, Barla’nın sokaklarından çılgın gibi koşarak, avazı çıktığı kadar bağıra bağıra Barla’dan uzaklaşır.

Hıçkırıklar içinde gözyaşları ile ağlayan Koruk Efe, ”Ben ne yaptım bu güne kadar? Bu ömrü niye boşa geçirdim? Bunca günaha niye daldım”deyip, tövbe eder ve evine kadar, ”Ya Baki, entel Baki” münacaatını okur. Barla’ya eşkiya olarak giden Koruk Efe,Çobanisa köyündeki evine tövbe etmiş, tam bir mümin olarak döner.

Koruk Efe, iman Kur’an hizmetine katılır, Nur Talebesi olur. Olur olmasına da Jandarmayla alış verişi bitmez. Birgün başında takkesi jandarmalar tutup karakola götürür. Koruk Efe şaşkınlık içinde savcıya derdini dökmeye çalışır:

“Sayın Savcı bey; ben eşkıyalık, hırsızlık yaptım tuttunuz buraya getirdiniz. Sarhoş gezdim, karı kız peşinde dolaştım, tuttunuz buraya getirdiniz. Bu yollar yanlış yollar. Buraya kadar haklısınız. Tövbe ettim, Allah’ın emrettiği yolda yürümeye  başladım. Yine beni tutup buraya getirdiniz. Peki şimdi, ben Müslümanlığı yaşayayım diye uğraşıyorum, siz  yine beni tuttunuz buraya getirdiniz. Yahu savcı bey, bana bir yol gösterin de oraya gideyim.”

Savcı, Koruk Efe’ye cevap veremez, jandarmalara döner, ”Bu adamı niye buraya getirdiniz. Salın gitsin.” der.

“Efeler, Eşkıyalar, Ahmetler” diye adları Risalelerde geçen Koruk Efe namlı Hüseyin Akçay, 1971 yılında Çobanisa köyünde vefat eder, kendisine Allah’tan rahmet dileriz.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.