TİRELİ SAİM KÖSEOĞLU

Saim Köseoğlu, İzmir’in Tire İlçesinin Paşa Mahallesinde 1925 yılında dünyaya gelir. Anne ve babasını çocukken kaybeden Köseoğlu’nu nineleri büyütür. İlkokul tahsili yapabilen Köseoğlu askerlikten sonra çeşitli mesleklerde çalışır.

Saim Köseoğlu, 1932 de çocukluk yıllarında amcasıyla birlikte Bayram Namazı için Yeni Camiye gittiğini, orada caminin kapısında iki tane jandarmanın nöbet tuttuğunu namazdan önce hocaya Kur’an okutmadıklarını ve ezanı Türkçe okuttuklarına şahit olduğu olayın kendisini çok etkilediğini dile getirir.

İlk okulu bitiren Saim Köseoğlu, Helvacı Ali Usta’nın yanına çırak olarak işe başlar. Burada şoför olarak çalışan Yörük Süleyman’dan ilk defa Risale-i Nur’ları işitir. Yörük Süleyman ”Bediüzzaman’ı zehirlediler. Ona eziyet ediyorlar” diye devamlı Üstad’ı anlatır. Çocuk yaşında Üstad Hazretlerine bir muhabbet duyan Köseoğlu, davasının ise ne olduğunu henüz bilmez.

İzmir Agora’da açılan ilk dershaneye askerden sonra devamlı gittiğini dile getiren Saim Köseoğlu, Risale-i Nur ile alakalı kitapları İzmir’den alır. Tire’ye Risale-i Nur hizmetlerini Pamuk Eksperi Kemal Hepşen’in getirdiğni de anlatan Köseoğlu, ”Allah bin kere ondan razı olsun. Tire, Ödemiş, Bayındır, Torbalı, Koçarlı, Aydın, Alaşehir’e hizmeti taşıyan hep Kemal Hepşen Ağabeydir.

Tire’de ilk toplu dersler Rasin Tekeli’nin terzi dükkanında başladı. 1957 yılında beni de oraya götürdüler. İlk defa derse gittim ve orada Risale-i Nur’ları tanıdım. Bazı eserleri aldım ve bunları okudum..

Risale-i Nur’ları tanıdığım 1957 yılında bizim evde de dersler yapılmaya başladı. Daha sonra diğer kardeşlerin evlerinde de dersler muntazaman yapıldı. 1960 ihtilalinde bile Tire’de hizmetler devam etti.

Ege bölgesinde hizmetlerle ençok meşgul olan Salih Özcan’dır. Seyyid Salih Ağabey, Ege Üniversitesinin açılmasıyla beraber Tıp Fakültesine Beşinci sınıf talebesi olarak kaydolur. Ege bölgesini Üstad Hazretlerinin izni ile dolaşır. Risale-i Nur faaliyetinden dolayı okuldan mezun etmezler.

24 Nisan 1959 yılında bir Cuma günü Salih Ağabey, Ankara’dan geldi. Kemal Hepşen ben bir arkadaş daha birlikte Isparta’ya gittik. Cuma Namazından sonra Üstad Hazretlerinin kaldığı evde gidip, huzuruna çıktık. Yedi kişi içeri girdik. Birer tane minder verdiler. Ben iki dizimin üstüne oturamıyorum. Üstad, bana döndü,”Sen rahat otur kardeşim!. Sen rahat oturmazsan, benim konuşmamdan hiçbir şey anlayamazsın.” dedi. Ben de bağdaş kurup oturdum. Ben Tire Demokrat Parti Ocak Başkanı iken, ”Risale-i Nur’da siyaset yok.” diye partiden istifa etmek istemiştim. Salih Ağabey’de bunu Üstad’a sormuş. Takdim merasiminde sıra bana gelince, ”Üstad’ım işte bu kardeşimiz siyaset sorusunu sormuştu.” dediler. Üstad o zaman şöyle dedi:

”Kardeşim, ben senin şimdi partiden ayrılmana müsaade etmiyorum. Yalnız müspet hareket edeceksin. Şimdiye kadar parti namına, bundan sonra iman hizmeti namına kalıp, iman hakikatlerini onlara tebliğ edeceksin.”

Üstad Hazretlerini ziyarete giderken O’na bazı sualler sormak istiyordum. Fakat orada Üstad’ı görünce hepsini unuttum. Üstad daha sonra bizlere şöyle hitap etti:

”İdareye ilişmeyin. İslamiyet hadd-i vasattır. İfrat tefrit yapmayın, müspet hareket edin. Ben küfrün bel kemiğini Onuncu Söz ile kırdım. Risale-i Nur’un önünde duramazlar, son şahlanışlarıdır. Bu yaralı bir yılanın son şahlanışıdır.”

Ziyaret sırasında Kemal Hepşen Üstad’ın yüzüne bakmaya kalktı. Üstad, Zübeyr Ağabey’e bir tokat attı. ”Sen niye tenbih etmedin, benim yüzüme bakılması bana sıkıntı veriyor.” dedi. Hem girince, hem de çıkarken Üstad’ın elini öptük. Bana bazı arkadaşlar Üstad’a selam söylememi istemişlerdi. Ben onu da unutmuşum, çıkarken Üstad, bana döndü, ”Selamları aldım kabul ettim. Seni vekil tayin ettim.”dedi. Ziyaretten sonra Tire’ye döndük.

Risale-i Nur hizmetine Tire’de devam eden Saim Köseoğlu, 1960 İhtilalinden sonra Tire’de yaşanan Turan Dursun’un, ”Din de Nurculuk yoktur.” konulu konfransını da şöyle anlatır.

”O dönem de Sivas Müftüsü olan Turan Dursun’a böyle bir konferans verdirilmek istenir. Biz bunu duyunca Ağabeylerle istişare ettik, nasıl hareket edeceğimize karar verdik. Başkan konuşma yaparken, bizim arkadaşlar da sual sordu. O anda içeriye Mehmed Kutlular ile Ali Gürbüz girdi. Kutlular’ın elinde Bekir Berk’in hazırladığı ”Kararlar Mecmuası” Ali Gürbüz yanında da Diyanetin verdiği raporlar vardı. Birer konuşma yaptılar. Daha sonra konferans karıştı. Polisler araya girdi. Mehmed Kutlular ile Ali Gürbüz’ü karakola aldılar.

Karakolun önüne millet toplandı, ortalık ana baba günü oldu. Komiser Mehmet Çelik, beni çağırdı. ”Al bunları götür.” Ben de bir taksi tuttum. Mehmed Kutlular ile Ali Gürbüz’ü bindirip, İzmir’e gönderdim.”(Derleme,Ö.Özcan Ağabeyler anlatıyor)

Saim Köseoğlu, !960 ihtilaline kadar siyasetin içinde yer alır. Ondan sonra ayrılır. Tire’de kitapçı dükkanı işleten Köseoğlu’nun üç defa kitapları müsadere edilir. Üçünde kitaplarını geri alır. Savcı, ona ”Sen bu suçu niye işledin.” diye sorar, o da,”Ben suç işlemedim. Sen işledin. Sen bana üç defa bu kitapları iade ettin. Maden suçtu niye iade ettin.” der. İhtilalde içeri alınır, üç gün yatar çıkar. Hizmete devam eder.

Köseoğlu’nun Risale-i Nur yolcuğunda yolu iki kere karakollara ve cezaevlerine düşer. 18.07.1960 da tutuklanır, üç gün yatar ve tahliye olur. İkinci kere 27.04.1965 de evleri ve işyerleri aranır, altı arkadaşı ile birlikte tevkif edilir. Ödemiş’te cezaevinde kalır. 43 gün süren cezaevi macerası tahliye ile sonuçlanır. Yedi celse süren dava sekizinci celse de af kapsamına girer, dava düşer.

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir