”Kâinatın mecmuunda ve erkânında ve eczasında ve her mevcudunda bir intizam-ı ekmelin bulunması ve o memleket-i vâsianın tedvir ve idaresine medar olan ve heyet-i umumiyesine taallûk eden maddeler ve vazifedarlar birer vâhid olması ve o haşmetli şehir ve meşherde tasarruf eden isimler ve fiiller, birbiri içinde ve birer ve bir mahiyet ve vâhid ve her yerde aynı isim ve aynı fiil olmakla beraber, herşeyi veya ekser eşyayı ihataları ve şümûlleri, ve o ziynetli sarayın tedbirine ve şenlenmesine ve binasına medar olan unsurlar ve neviler, birbiri içinde ve birer ve bir mahiyet-i vâhide ve her yerde aynı unsur ve aynı nevi bulunmakla beraber, zeminin yüzünü ve ekserisini intişar ile ihâta etmeleri, elbette bedahetle ve zaruretle iktiza eder ve delâlet eder ve şehadet eder ve gösterir ki, bu kâinatın Sânii ve Müdebbiri ve bu memleketin Sultanı ve Mürebbîsi ve bu sarayın Sahibi ve Bânisi birdir, tektir, vâhiddir, ehaddir. Misli ve nazîri olamaz ve veziri ve muîni yoktur. Şeriki ve zıddı olamaz. Aczi ve kusuru yoktur.

Evet, intizam tam bir vahdettir, birtek nazzâmı ister. Münakaşaya medar olan şirki kaldırmaz.

Madem bu kâinatın heyet-i mecmuasından, arzın yevmî ve senevî devranından tâ insanın simasına ve başının duygular manzumesine ve kandaki beyaz ve kırmızı küreyvâtın devranına ve cereyanına kadar küllî olsun cüz’î olsun herbir şeyde hikmetli ve dikkatli bir intizam var. Elbette, bir Kadîr-i Mutlaktan ve bir Hakîm-i Mutlaktan başka hiçbir şey, kast ve icad suretiyle elini hiçbir şeye uzatamaz ve karışamazlar. Belki yalnız kabul ederler, mazhar ve münfail olurlar.”(Şualar, Yedinci Şua)

İntizam, kelime olarak her şeyin belli bir düzen, belli bir sistem, belli bir düzgünlük içinde olmasına denir. Ve kainatın en küçük bir atomundan, umumuna kadar her şey mükemmel ve kusursuz bir düzgünlük ve sistem içinde hareket ediyor. Bugünkü fen ilimleri bu sistemi, düzgünlüğü inceleyip ispat etmektedir.

Astronomi ilmi, dünyanın kendi etrafında ve güneşin çevresinde belli bir intizam, sistem ve ölçü ile döndüğünü, bu ölçü ve düzgünlüğün olmaması halinde mevsimler, gece ve gündüz ve bunlardan temin edilen hiçbir menfaat ya da nimetin elimize geçmeyeceğini ispat etmektedir.

Yine insan anatomisi üzerine çalışmalar yapan tıp alimleri, insan  kalbindeki iki kapakçığın arasındaki ahenk ve uyumun kalbin çalışmasını sağladığını, bu uyumun olmaması halinde kalbin duracağını ispat etmişlerdir. Uyum ve ahenk kalbi saat gibi çalıştırıyor.

Güneş sistemi belli ölçü ve kanunlar dairesinde hareket ediyor. Şayet güneş  bu kanun ve ölçüden zerrece sapsa, kainat ve içindeki bütün sistemler yerle bir olur.

Allah bütün nimet ve ihsanlarını, intizam, sistem ve ölçü eli ile bize ikram ediyor. İntizam ise intizamın sahibi olan Nazımı, yani o sistemi kuran ve düzenleyeni bize gösterir. İntizam ve ölçü tabiat ve tesadüfün en büyük düşmanıdır. İntizamın olduğu yerde, tesadüf ve kör tabiatın işi olmaz ve olamaz. Bir yerdeki, düzen o düzenin sahibini kör gözlere kati olarak gösterir ve ispat eder.

Kur’an en çok kainattaki o muazzam intizama, düzene, sisteme  ve ölçüye dikkat çekerek Allah’ın varlığını ve birliğini ispat ediyor. İnsanların nazarlarını ve dikkatlerini özellikle düzene ve düzenden çıkan fayda ve hikmetlere çekiyor, ta ki, herkes Hakim ve Nazım bir Zatın varlığını görsün ve bilsin.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.