İslam tarihinde, ”Emirül müminin” lakabına sahip olan Ömer bin Hattab, Peygamberliğin 6.ncı senesinde 27 yaşında iken müslüman olmuştur. Müslüman olduktan sonra, “Fârûk” yani “Hak ile batılı birbirinden ayıran” anlamındaki lakabı ile de bilinen Ömer(RA) vahiy katibi ve Aşere-i Mübeşşeredendir.

Ömer bin Hattab, İslam öncesi hayatında iyi ata bindiği, iyi silâh kullandığı ve pehlivan yapılı olduğu bilinmektedir. Şiire meraklı olduğu, güzel konuştuğu, okuma yazma bildiği, ticaret yaptığı, bu maksatla Suriye, Irak ve Mısır’a gittiği, Kureyş kabilesi adına elçilik görevinde bulunduğu rivayet edilir.

Ömer (RA)ın müslüman oluşuna dair iki rivayet bulunmaktadır. Bir rivayete göre Hamza’nın İslam’ı kabulünden sonra Hazreti Peygamber’i öldürmek üzere yola çıkmış, yolda karşılaştığı Nuaym bin Abdullah’tan kız kardeşi Fatıma ile kocası Said bin Zeyd’in müslüman olduğunu öğrenince onların evine gitmiştir. Onları Taha suresini okurken bulmuş, okuduklarını kendisine vermelerini istemiş, ancak bu isteği reddedilince kız kardeşini ve eniştesini dövmüş, kardeşi kendilerine Kur’an öğreten ve Ömer’den saklanan Habbab bin Eret’i de çağırarak müslüman olduklarını Ömer’in yüzüne karşı söylemiştir. Bunun üzerine Ömer(RA) müslüman olmaya karar vermiş, Habbab’dan Resûlullah’ın Erkam bin Ebü’l-Erkam’ın evinde olduğunu öğrenip oraya gitmiş ve kendisine biat ederek müslüman olmuştur

Bir diğer rivayette, Hz. Ömer’in müslüman oluşunun Resul-i Ekrem’in, “Yâ rabbi! İslâmiyet’i Ömer bin Hattâb veya Amr bin Hişâm (Ebû Cehil) ile teyit et” duasının bir neticesi olduğu belirtilmektedir. Hz. Ömer müslüman olduğu gece Ebu Cehil’in evine giderek İslam’ı kabul ettiğini bildirir, ertesi günde Cemîl bin Ma‘mer el-Cumahi’ye müslüman olduğunu bütün Kureyşliler’e ilân ettirdi. Onun İslamiyet’e girmesinden sonra müslümanlar ilk defa Kabe’de toplu olarak namaz kılmışlardır.

Resul-i Ekrem’in yanından hiç ayrılmayan Hz. Ömer kumandanlığını Peygamber Efendimiz(ASM)’ın yaptığı bütün savaşlarda, Hudeybiye Antlaşması, ile Veda haccında bulundu.

Peygamber Efendimiz(ASM)’ın vefatı üzerine ensarın toplanarak halife seçimi konusunu görüştüğünü öğrenen Ömer yanına Ebu Bekir ile Ebu Ubeyde bin Cerrah’ı da alıp oraya gider. Ebu Bekir onlara Ömer’i veya Ebu Ubeyde’yi halife seçmelerini teklif eder. Ancak Ömer ve Ebu Ubeyde, o varken bu görevi üstlenemeyeceklerini belirterek Ebu Bekir’e biat ettiler. Hz. Ömer ertesi gün Mescid-i Nebevî’de bir konuşma yaparak müslümanlardan Kur’ân-ı Kerîm’e sarılmalarını ve Ebu Bekir’e biat etmelerini istemiştir.

Müseylimetülkezzab ile yapılan savaşta Hafız Sahabilerden bir kısmının şehid düşmesi üzerine Kur’an’ın toplanması konusunu Hz. Ebu Bekir’e açan Hz. Ömer, Halifeyi ikna edip vahiy katiplerinin yazdığı dağınık haldeki ayet ve surelerin Zeyd bin Sabit başkanlığında bir heyet tarafından bir araya getirilmesini sağladı.

Kur’ân-ı Kerîm’in mushaf haline getirilmesinden sonra Hazreti Ömer, bütün İslam beldelerinde valilere cami ve mekteplerde eğitim ve öğretime Kur’an’la başlanmasını emretmiş, bu maksatla çeşitli vilâyetlere Medine’den bazı sahabileri göndermiş, Kur’an’ın inanç esaslarına ait ayetlerinin doğru anlaşılması için çaba göstermiş, müteşabih ayetlerle ilgilenenleri bundan menetmiş, kaza ve kader konusundaki yanlış yorumları engellemiştir.

Hz. Ebu Bekir namaza çıkamayacak derecede hastalanınca imamlık görevini Ömer’e bıraktı ve onu yerine halef tayin etmek üzere sahabilerle görüşmelere başladı. Halife görüşmelerini tamamladıktan sonra yanına Ömer ile Osman’ı alıp Mescid-i Nebevi’ye gitti ve halka şöyle dedi: “Sizin için halife seçtiğim kişiye razı olur musunuz? Bir yakınımı tayin etmedim. Allah’a andolsun ki bütün gücümle düşünüp taşındım ve Ömer bin Hattab’ı uygun buldum; onu dinleyin ve ona uyun” orada bulunanların hepsi olumlu cevap verdi.

Hz. Ali, Ebu Bekir’in Ömer’i halife olarak bırakmasına karşı çıkmamış, ona ilk gün biat edenler arasında yer almış, onu desteklemiş ve onun yardımcısı olmuştur. Hz. Ömer de, “Ali olmasaydı Ömer helak olurdu” diyerek bunu dile getirmiştir.

Hz. Ebubekir’in vefatından sonra İslam’ın ikinci halifesi Ömer(RA) zamanında İslam Orduları Sasani İmparatorluğu’na bağlı İran, Irak ve Azerbaycan ile Bizans İmparatorluğuna bağlı Suriye, Filistin ve Mısır’ı İslam toprakları arasına dahil etti.Kudüs, kuşatıldıktan sonra şehirdeki Hıristiyanlar bir müddet direndilerse de nihayet barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, şehri bizzat Halife’ye teslim etmeyi şart koştular. Durum Ebu Ubeyde (RA) tarafından bir mektupla Hz. Ömer’e bildirildi. Ömer (RA) ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine-i Münevvere’den Cabiye’ye doğru yola çıktı. Cabiye’de yapılan bir anlaşmadan sonra Ömer (RA) Kudüs’e kadar giderek şehri teslim aldı.

Hz. Ömer(RA) 644 yılında haccını eda edip Medine’ye döndüğü günlerde, Fîruz adlı birisi tarafından sabah namazında hançerle yaralandı. Halife ölüm döşeğinde iken kendisine yerine birini bırakması teklif edilince Aşere-i Mübeşşereden altı kişilik Şura’nın toplanarak üç gün içerisinde birini halife seçmelerini istedi. Vefat ederse Peygamber Efendimiz (ASM)ın ayağının dibine defnedilmek için de Hazreti Ayşe(RA) dan izin istedi. Hazreti Ayşe (RA) bu yeri ona vermeyi kabul etti.
Emirel Mümini Halife Ömer’ül Faruk (RA)üç gün sonra vefat etti. Vasiyeti üzerine cenaze namazını Süheyb bin Sinan kıldırdı ve Efendimiz(ASM)ın ayağının dibine defnedildi. Allah O’ndan razı olsun.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.