Abdurrahman Cerrahoğlu,1917 Burdur doğumludur.Üstad Bediüzzaman Said Nursi’yi 1926 yılında Burdur’da tanımıştır. O yıllarda İlk Okul talebesi olduğunu anlatan Adurrahman Ağabey, ”Muallimimiz bizi bir gün Maşat Tepesine götürdü. Orada bir zatı gördü, gidip onunla kunuşup yanımıza gelerek, ” Bu zat, zamanımızın en büyük alimi bir zattır. Bu zata Bediüzzaman Said Nursi derler.”dedi.

Bu olaydan sonra ilk ve orta okulu bitiren Abdurrahman Ağabey:

”Yıllarca Risale-i Nur’ları aradım.Bir kere okuyup göreyim diye. Kime sorsam, çok güzel ama bizde yok cevabı aldım.”

1945 yılından sonra İzmir’e yerleşen ve bir kitapçı dükkanı açan Abdurrahman Cerrahoğlu, hep risale aradığını ama bir türlü bulamadığını söyler. Günlerden bir gün dükkanın önünde müşterisi olan Mehmet Yayla’nın elinde büyük bir paket ile kendisini beklediğini görür. Mehmed Yayla ona şöyle der:

” Ben seni çok seviyorum. Sana okuyasın diye bazı kitaplar getirdim. Bunları okur musun?”

”Ne kitapları bunlar?”
”Risale-i Nur kitapları”

Heyecan ve sevinç içinde bir anda ne yapacağını şaşıran Abdurrahman Cerrahoğlu:

”Ağabey, bizde bir söz var,”Hastaya kar mı soruyorsun?” diye. Ben bu kitapları yıllarca arayıp duruyorum. Biraz önce Büyük Sözler Mecmuasını bir ağabey’de gördüm. Gerek parayla, gerek okumak için istedim. Ama alamadım. Allah’ımın lütfuna bak ki, Beni seninle sevindirdi. Allah sizden razı olsun.” diyerek, elindeki büyüklü küçüklü Risaleleri aldım.”

Eline geçen Risaleleri o gece hiç uyumadan okuyan Abdurrahman Ağabey, daha sonraki günler de de bütün risaleleri okur. Daha sonra Emirdağ’a Üstad Bediüzzaman Hazretlerini ziyarete gider.
Üstad, Abdurrahman ve yanındakilere, Risale-i Nur okumalarını tavsiye eder ve adlarını sorar, sıra ona gelince, ”Efendim, ben, İzmir’den Burdurlu Abdurrahman” deyince,

Üstad Hazretleri bana döndü: ”Ben seni yazdığın mektuba göre sakallı bir Hoca Efendi diye tahayyül ederdim. Otur bakalım. Seni yeğenim Abdurrahman yerine kabul ediyorum.”der.

”Salisen: Risale-i Nur’un mânevî avukatı ve bir kahramanı Ahmed Feyzi, İzmir’deki Nurun teksiri ve intibahkârâne İzmir vaziyeti ile Ahmed Feyzi alâkadar olmuş, teksirdeki tashihatı deruhte etmiş. Mehmed Yayla ve Abdurrahman gibi ve yardım eden kardeşler gibi İzmir’de Nurun teksirinde alâkalarını devam ettireceklerine dair mektubu hapishanede Nurun küçük bir kahramanı olan Bayram getirdi. Ve Ahmed Feyzi onunla bir miktar zeytin ve zeytinyağı göndermiş. Ben Abdülmecid kardeşimin hediyesini kabul etmediğim halde, Ahmed Feyzi kardeşimi daha ziyade kendime yakın gördüğümden, hediyesini kabule mecbur oldum. Fakat kaidem bozulmamak için o hediyeye mukabil benim hesabıma bir Sözler mecmuası, beş tane Cevşenü’l-Kebir, üç tane Nazif’in mektubunda yazdığı bana ait nüshalardan ve İstanbul’dan size gelecek Hizb-i Nuriyeyi ona gönderiniz.

İki Nurcu Ankara’ya gittiler. Hem Başvekil, hem Dahiliye Vekili, hem Maarif Vekili lehimizdedir. Ve bize müjdeli haber geldi. Onun için beni merak etmeyiniz. Ben gelen sıkıntıdan mânevî sürur duyuyorum.”(Emirdağ Lahikası)

İzmir’de Risale-i Nur’un ilk naşirleri arasında yeralan Abdurrahman Cerrahoğlu, 24 Ocak 2004 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet dileriz.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.