Üçüncü mesele: Geçen üç sene evvel Ramazan’da telif edilen ve yine bu sene Ramazan’da serbest intişar eden Âyetü’l-Kübrâ’nın bir hülâsası olan Hizb-i Nuriyeyi okudum. Fakat bir saatten fazla çekerdi. Birden o hülâsanın da bir hülâsası, on veya onbeş dakika aynı Ramazan’da tezahür etti. Onu okuduğum zaman, bütün Âyetü’l-Kübrâ’yı okuyorum gibi bir inkişafat-ı imaniye ve  “Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır.” sırrına mazhar iki veya üç sahifelik Arabiyyü’l-ibare okuyorum. Vakit bulamıyorum, kendi kalemimle size yazayım. İnşaallah bir zaman size yazacağım. O parçayı benim gibi anlayanlar, kendisine mahsus nüshalarından ya Ayetü’l-Kübrâ’ya, ya Hizbü’n-Nuriyenin âhirinde yazar, tesbihattan ve duadan sonra otuz üç defa Lâilâhe illallah tesbihatımızın yerinde -yalnız sabah tesbihatında, mânâsını düşünerek- onu okuyabilir.

Dördüncüsü: İki noktadır:

Birincisi: Ispartalı kardeşlerimiz, hususan gül Nur kahramanı Hüsrev, benim bu kış münasebetiyle maddî hâcetlerimi merak ediyorlar, yardım etmek istiyorlar. Ben de onlara teşekkürle beraber derim ki:

Onların Risale-i Nur’a hizmeti, her şakirdin saadet-i ebediyesine menfaati gibi, benim de hakikî kışım suretinde olan kabrimden sonraki kışta ihtiyacatıma o derece mükemmel yardım ediyorlar ki; bu fâni, muvakkat kışın hâcâtına yardımdan binler derece ziyadedir. Eğer benim elimden gelseydi, bütün ruh u cânımla, kemal-i iştiyâkla bütün onların hâcât-ı maddiyesini temine çalışırdım. Beni merak etmeyiniz. İktisat ve kanaat, bana iki hazinedir; tükenmez, bitmez.

İkinci nokta: Bir zaman “Küçük Isparta” namını alan ve her yerden ziyade, geçen meselemizde hapis musibetini çeken İnebolu ve civarı kardeşlerimin gayet güzel ve samimane mektupları beni çok mesrur eyledi. Yalnız, Risale-i Nur’un kahramanlarından baba-oğulun meşrepleri ayrı ayrı olduğundan, birbiriyle tam imtizaç edemediklerinden endişe ediyorum. Baba ne kadar haksız da olsa, oğul, onun rızasını tahsil etmeye mecburdur. Oğul da ne kadar serkeş de olsa, baba, Şefkat-ı fıtriyesini ona karşı esirgemez ve esirgememeli. Değil böyle baba ve evlât ve mümtaz seciyeli ve Risale-i Nur’un baş şakirtleri, belki birbirinden çok uzak ve düşman da olsalar, Risale-i Nur’un hatırı için Risale-i Nur şakirtlerinin mabeynindeki tefanî, birbirini tenkit etmemek, kusurunu affetmek düsturuyla bu iki kardeşim, dünyevî ve cüz’î ve hissî şeyleri medâr-ı münaka?a etmesinler. Pederlik ve veletliğin iktiza ettiği hürmet ve şefkatle beraber, Nur’un şakirtliği iktiza ettiği kusura bakmamak ve affetmek ve benim çok sevdiğim iki kardeşim, benim hatırım için, birbirini tenkit etmemek lâzım geliyor. Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dua ediyoruz.(Emirdağ Lahikası)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Ramazan ayında telif edilen Ayetü’l-Kübrâ’nın bir hulâsası olan Hizb-i Nûriyeyi okuduğunu; O hülâsanın da bir hulâsasının, on-on beş dakika zarfında yine Ramazan ayında tezâhür ettiğini; Bu Hülâsatü’l-Hülâsa’nın, okunduğu takdirde bütün Ayetü’l-Kübrâ’yı okumuşçasına imani bir gelişmeye sebeb olduğuna dikkatimizi çekmekte ve manasını da düşünerek okumamızı tavsiye etmektedir.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.