Allah’a abd, kul ve asker olmak nedir? Kul ve asker olmanın insana verdiği lezzet tarif edilebilir mi?

Kulluk, Cenab-ı Hakk’ı bilmek ve tanımakla doğru orantılıdır. Allah’ı bilmeyen ve onu tanımayan kimselerin kulluğundan bahsetmek mümkün değildir. Allah’a kul ve asker olmak, O’nun emirleri ve yasaklarına tam bir sadaket ve teslimiyetle uymak demektir. Bu konuda bizlere rehber olacak insanların başında Peygamberler gelir ki, o seçkin insanlar daha dünyaya gözlerini açar açmaz Allah’a abd ve asker olmanın zirvesinde bulunmuşlardır. O zirvelerin zirvesinde ise Hz. Muhammed Efendimiz (ASV)’i görmekteyiz.

Efendimiz (ASV)’in hayatından birkaç enstantaneye bakarak, Efendimiz’in Cenab-ı Hakk’a nasıl bir abd ve asker olduğunu görelim:

Bir gün Kureyşli müşrikler, Resulullah (ASV)’in amcası Ebu Tâlib’e bir heyet gönderip ya yeğeninin Allah’ın dinini tebliğ etmek vazifesine engel olmasını ya da onu kendilerine teslim etmesini isterler. Ebu Tâlib Resulullah (ASV)’ı çağırarak müşriklerin niyetlerini ona bildirir. Bunun üzerine Resulullah (ASV) gözlerinde yaşlar belirmiş olduğu hâlde amcasına şunları söyler:

“Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, şu ilahî tebliğ vazifemi terk edeyim diye Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verip bana bağışlasalar, sen bile beni terk edip gitsen onların bu dediklerini yapmam. Allah bana yeter!”

Hz. Aişe (r.a.) der ki: Al­lah’ın Peygamberi geceleyin namazda ayakları şişinceye kadar ayakta dikilirdi. Bunun üzerine Hz. Aişe O’na:

“Ya Resulallah! Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını mağfi­ret etmiş olduğu hâlde niçin bu kadar meşakkatle ibadet ediyorsun?” deyince, Resulullah (ASV) şöyle cevap verdi:

“Ya Aişe! Ben çok şükre­den bir kul olmayayım mı?”

Hz. Ömer (RA)’in Allah’a abd ve kulluğunu en güzel şekilde anlatan bir olay da şöyle:

O büyük Ömer, ateşperest İranlının sırtına vurduğu hançer darbeleriyle yaralanmış ve koma hâlinde upuzun yatıyordu. Yediği içtiği şeyler yaralarından dışarıya çıkıyor; ne bir ses veriyor ne de seslere alaka duyuyordu. Hizmetçisi gelip yemek veya su isteyip istemediğini sorunca, ya cevapsız bırakıyor ya da sadece gözleriyle “hayır” diyordu. Fakat: “Ey Müminlerin emiri! Namaz vakti geldi.” denilince, “Ha işte kalkıyorum. Namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.” diyerek, yaralarından kan aka aka namazını kılıyordu.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.