وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
“Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 44 ayeti”

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَداً دَاۤئِمًا

”Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi ebediyen, dâima üzerinize olsun.”

AZİZ kardeşlerim,

Bana söylemek üzere Şamlı Hafız’a iki şey demişsiniz:

Birincisi: “Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın Zeynep’i tezevvücünü, eski zaman münafıkları gibi yeni zamanın ehl-i dalâleti dahi medar-ı tenkit buluyorlar; nefsanî, şehevânî telâkki ediyorlar” diyorsunuz.

Elcevap: Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! O dâmen-i muallâya şöyle pest şübehâtın eli yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk yaşına kadar, hararet-i gariziyenin galeyanı hengâmında ve hevesât-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemâl-i iffet ve tamam-ı ismetle Haticetü’l-Kübrâ (r.a.) gibi ihtiyarca birtek kadınla iktifa ve kanaat eden bir zâtın, kırktan sonra, yani hararet-i gariziye tevakkufu hengâmında ve hevesât-ı nefsâniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivaç ve tezevvücâtı, bizzarure ve bilbedâhe, nefsanî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu, zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir.

O hikmetlerden birisi şudur ki: Zât-ı Risaletin akvâli gibi, ef’al ve ahvâli veetvar ve harekâtı dahi menâbi-i din ve şeriattır ve ahkâmın me’hazlarıdır. Şıkk-ı zâhirîsine Sahabeler hamele oldukları gibi, hususî dairesindeki mahfî ahvâlâtından tezahür eden esrar-ı din ve ahkâm-ı şeriatın hameleleri ve râvileri de ezvâc-ı tâhirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir. Esrar ve ahkâm-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azîm vazifeye, birçok ve meşrepçe muhtelif ezvâc-ı tâhirat lâzımdır.” (Mektubat)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu mektubun da insanların aila hayatında ve özel hayatında sünnetin rehberliğine ihtiyacına dikkat çekiyor. Dini anlamakta, Kur’an’dan sonra sünnet ikinci ana kaynaktır.

Efendimiz (ASV)ı bütün insanların gözlemlediği hallerinden başka, ailesi ve eşlerinin gözlemleyebileceği mahrem ve gizli halleri de vardır. İşte bu mahrem ve aile ile alakalı halleri Efendimiz (ASV)ın hanımlarından öğrenebiliyoruz. Mizaç ve karakter yapısı bakımından kabiliyetli hanımlar ile birden çok evlilik yapması bu ihtiyaçtan dolayıdır. Evliliklerin en önemli gerekçesi yüksek idrak ve kabiliyet sahibi hanımlar olmalarıydı.

Allah, Efendimiz (ASV)a özel ve kabiliyetli hanımları eş olarak takdir etmiştir. Hanımlardan birisi fıkha kabiliyetli iken diğerleri başka alanlarda kabiliyetliydi. Her bireş ayrı bir yükün taşıyıcısı olmuştur. İslam hukukunun aile bölümü bu hanımların içtihadları ile şekillenmiştir.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.