Abdülkadir Ceylan Çalışkan, Mehmet Çalışkan ve Ayşe Hanımın ilk çocukları olarak 1929 yılında Emirdağ’da, dünyaya gelir. Küçük yaşta annesi vefat edince yetim kalır. Kendisinden başka Abdullah Çalışkan’ın yetim kalan 3 çocuğuna da kendi evlâdı gibi baktığı için yetimlerin annesi diye vasıflandırdığı üvey annesi Fethiye Hanım’ın şefkati ile büyür.

On dört yaşında, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hizmetine giren Ceylan Çalışkan’ın Üstadından aldığı ilk ders, çocuk terbiyesinde bizlere çok önemli bir derstir. Üstad Hazretlerinin Ceylân’a verdiği ilk ders: Sıdk! Doğruluktur.

“Daima doğru olacaksın. Hiç yalan söylemeyeceksin.”

Ceylan Ağabeyin hayatı ile ilgili babası Mehmet Çalışkan hatıralarında şunları anlatıyor:

“Ceylân’ın vazifesi, Üstadın söyleyip kendisinin yazdığı mektupları, sonra eve gelerek daktilo etmektir. Ceylan o zaman eskimez yazıyı bilmiyordu. Yeni yazı ile not alıyordu. Birgün,
Üstad, ‘Bu usûl zor’ demiş. ‘Sana on beş günde İslâm yazısını öğreteceğim.’ Ve hakikaten öğretti. Nasıl öğretti, hangi usûlü takip etti, bilmiyorum.”

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, 1944 yılında hükümet tarafından mecburi ikamete tabi tutulduğu Emirdağ’a gelir. Emirdağ’a gelen Üstad Hazretlerine, burada bütün Çalışkan ailesi yardıma ve hizmete koşar. Mehmet Çalışkan bir gün oğlu ile beraber Üstad’ı ziyaretine gittiğinde, Üstad, “Oğlun mu?” der. O da: “Evet, fırsat düşmüşken çocuğun mektep işini bir görüşeyim dedim. Efendim, çocuk çalışkan ve zeki. Onu yüksek mekteplere vermek istiyorum, ne buyurursunuz?” diye sorar.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “İyi! Zeki ve çalışkan olduğu için evvelâ benden îman dersi alsın, sonra yüksek mekteplere devam etsin”der.

Ceylân’ın askerlik çağı geldiğinde, Üstad onun biraz geç asker olmasını istemişti. Müracaatlarımızı yapamadık ve Ceylân asker oldu. Nihayet askerliğini bitirdi ve geldi. Bir gece evde kaldıktan sonra ertesi gün, Üstad:

“Bak kardaşım, senin çok evlâdın var; bunu da bana ver’ dedi.

”Üstadım, biz Ceylân’ı daha evvel size vermiştik’ dedim.

Böylece, Ceylân yatağını evden toplayıp, Üstadın yanına gitti.”

Üstad, Ceylân’dan çok memnundu. “Ceylân kabiliyetli bir genç. Dünya işini de yapar, ahiret işini de. Fakat onu dünyaya vermeyeceğim” derdi.

Bir gün “Ceylân, senin hayatın uhrevîdir. Eğer dünyevî olsa pek azdır!” diyen Üstad, babası Mehmed Çalışkan’a ise, “Bu oğlunun iyiliği, babanın sana ettiği dualarının neticesidir” demişti.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle “yaşı küçük, ama on kişinin işini yapabilecek bir kabiliyete sahip” küçük Ceylan Ağabey kısacık ömründe asırlara sığacak ve hatırlanacak hizmetlerde bulunur.

ÜSTAD’IN İKAZLARI

Ceylân Çalışkan küçük yaşta Üstadın hizmetine girdiği zaman bilmediği bazı noktalarda Üstad Hazretleri yazdığı pusulalarla kendisini ikaz ediyordu:

“Ceylan! Zaman naziktir. Nur’ların faaliyeti vaktin çok dikkat lâzımdır.

“Nur’un ve bizim Nurcuların selâmeti ve münafıkların şerrinden kurtulması için sen bu üç maddeyi bil:

“Birincisi: iktisada tam riayet etmek lâzımdır. Tâ validen ve baban senden gücenip hizmet-i Nuriyeye zarar gelmesin. Dükkâncılık eden mertlik etmez. On paraya dikkat eder. Mal senin değil. İkram etsen caiz değil.

“İkincisi: Şimdilik nazar-ı dikkati kendine celb etme ve gösteriş yapmaya çalışma. Tâ senin elindeki Nur emanetlerine zarar gelmesin. Hevesatını, faidesiz eğlencelerini bırak. Hizmet-i Nuriyenin sana verdiği zevkler yeter.

Üçüncüsü: Bize gelmek için buraya gelenlerden herkese açılma. Lüzumsuz onlara esrarımızı bildirme. Çünkü içlerinden ya safdil veya kurnaz veya aptal bulunabilir, ifşa eder, habbeyi kubbe yapar. Ondan da münafıklar ve casuslar istifade eder. Hususan bu kasabada daha çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır.”

“Ceylân! Sen bahtiyardın ki, bu acib zamanda Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir hizmeti ve onun manevî hazinesinin bir anahtarını aldın. Benim de anahtarımı aldın. Ve küçük bir Abdurrahman ve küçücük bir Husrev namını aldın. Bu kudsî ve ehemmiyetli vazifeye lâyık olacağını gayet kuvvetli bir sadakat ve metanet ve ihtiyat ile isbat edersin. Gerçi çocuksun, fakat sende kuvvetli bir sadakat hissettiğimizden küçülmüş kuvvetli bir ihtiyar nazarıyla bakıyoruz.

“Sen de dikkat et! Çocukluk hevesatına aldanma, kapılma! On adamın şimdiki benim hizmetimde vazifeleri mecburiyetle sana yüklenmiş. Az bir yanlışın büyük bir zarar verir. Bunu kat’iyyen bil ki, senin hizmet ettiğin hakikatın sana vereceği hem dünyada, hem âhirette menfaate mukabil dünyada hiçbir şey gelemez. Tâ ki, bir elmas hazinesini şişe gibi çabucak kırılacak fâni dünya lezzetleriyle kaçırma. Çocukluk kulağıyla cin, ins şeytanlarının vesveselerine kapılma.”

Ceylân Çalışkan Ağabey, l947 senesinde Eskişehir’de Gençlik Rehberi’ni bastırmıştı. Hanımlar Rehberi’ndeki “Annem beni yetiştirdi” şiirini Ceylan Ağabey, bir şiirden uyarlamıştır. Üstad Hazretlerinin vefatından sonra İstanbul’a gelerek, burada hizmetlere başlamıştır. 27 Mayıs İhtilali sonrasında yapılan polis baskınlarıyla Nur Talebeleri tutuklanıyor, matbaalar basılıyor, kitaplara el konuluyor. Bütün bu baskı ve tazyiklerden bunalan bazı ağabey ve kardeşler; “Bu devir geçene kadar neşriyata ara verme” düşüncesiyle,  Ceylan Ağabey’e; “Ne dersiniz, neşriyata biraz ara versek mi? diye sorarlar.Ceylan Ağabey, hiç tereddütsüz şöyle cevap verir:

“Kardeşim, durursak, ne zaman başlayacağımızı bilemeyiz!”

22 Ağustos 1963 Perşembe günü Küçükçekmece taraflarına giderken yolda bindiği minibüsün başka bir araçla çarpışması sonucu beyin kanamasından vefat eder.
Vefatından sonra Ceylan Çalışkan’ın cüzdanından küçük bir not kağıdı çıkar. O güne kadar kimsenin bilmediği bu notta Üstad’ın el yazısıyla şu ifade yazılıdır:

“Ceylan benim vekilimdir. Nur’a ait işleri benim hesabıma yapar. Said Nursi”

İslâm fedaisi Ceylân Çalışkan Ağabeye, Nurkoy olarak Allah’tan rahmet dileriz.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.