590 yılında Mekke’de doğan Cafer bin Ebu Talip, Hz. Ali’nin ağabeyidir. Mekke’de yaşanılan bir kıtlık yılında Hazret-i Peygamber Ali’yi, amcası Abbas da Cafer’i yanına alarak Ebu Talip’in geçim sıkıntısını hafifletmişlerdir. Cafer’in gençlik yılları amcası Abbas’ın yanında geçmiştir.

Cafer hanımı Esma binti Umeys ile birlikte, ilk iman edenler arasında yeralmıştır. Diğer Müslümanlar gibi, Cafer’de müşriklerin akıl almaz eza ve cefalarıyla karşılaştı, ancak O, ve hanımı imanından asla taviz vermedi.

Habeşistan’a hicret eden 92 kişilik ikinci Hicret kafilesine hanımı Esma ile katılan Cafer bin Ebu Talip bu kafileye Peygamber Efendimiz (ASM) tarafından başkan tayin edildi. Habeşistan muhacirlerinin emiri de Cafer bin Ebu Talip olmuştur. Habeşistan’da eşi Esma’dan oğlu Abdullah dünyaya geldi. Abdullah Habeş topraklarında doğan ilk Müslüman çocuktur.

Habeş Hükümdarı Necaşi Ashame’nin huzurunda müslümanları müşrik Kureyş elçileri karşısında Cafer bin Ebu Talip temsil etmiştir. Konuşmasında cesaret ve maharetle açık ve net bir şekilde İslam inançlarını ortaya koyup yurtlarını terketme sebeplerini izah eden Cafer, Kureyş temsilcilerinin eli boş dönmesini ve Necaşi’nin mülteci müslümanları himaye etmesini sağlamıştır. Necaşi’nin Cafer sayesinde müslüman olduğu söylenir.

Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Hz. Peygamber komşu devlet hükümdarlarına İslam’a davet mektupları gönderirken Habeş Hükümdarı Necaşi’ye yolladığı mektubunda onu İslam’a davet ettiği gibi ülkesinde bulunan müslümanları artık Medine’ye göndermesini istedi. Necaşi’nin müslümanlara tahsis ettiği gemiyle Cafer de Arabistan’a döndü ve yanındaki Habeş muhacirleriyle doğruca Hayber’de bulunan Hz. Peygamber’in yanına gitti. Hayber’in fethinden hemen sonra Cafer’i karşısında gören Resûlullah, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” diyerek onu kucaklayıp alnından öptü ve elde edilen ganimetten on altı arkadaşıyla birlikte ona pay ayırdı.

Hicretin Sekizinci yılında Suriye’ye gönderilen orduya Hazreti-i Peygamber Zeyd bin Harise’yi kumandan tayin etti. Eğer o şehid edilirse Cafer bin Ebu Talib’in, o da şehid düşerse Abdullah bin Revaha’nın orduya kumanda etmesini istedi. Mute’de düşmanla karşılaşan İslam ordusu şiddetli muharebede ardı ardına bu üç kumandanını da kaybetti. Zeyd bin Harise’nin şehid düşmesinden sonra idareyi alan Cafer bin Ebu Talib düşman üzerine kahramanca hücum ederek şehid oldu; bu savaşta iki kolunu da kaybetti.

Hazret-i Peygamber, yüce Allah’ın Cafer’in kesilen iki koluna karşılık iki kanat ihsan ettiğini ve onlarla cennette uçtuğunu haber vermiştir. Bu sebeple kendisine “tayyar” (uçan) ve “zü’l-cenaheyn” (iki kanatlı) lakapları verilmiştir.

Kırk Bir yaşında şehid olan Cafer bin Ebu Talib, “zü’l-hicreteyn” yani iki hicret sahibi ve ashabın muhtaçlarını, fakirlerini daima gözettiğinden dolayı “ebü’l-mesâkîn” lakaplarıyla da anılıyordu. Allah ona ve bize rahmet etsin. Amin.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.