UHUD GAZVESİ

Peygamber Efendimiz (ASM)ın Medine’ye gelişinin üçüncü yılında Uhud Dağı civarında müşriklerle yapılan savaşa verilen isim Uhud Gazvesi’dir.

Uhud Dağı Medine’nin kuzeyinde Mescid-i Nebevi’ye yaklaşık 5 kilometre mesafededir. Bölgedeki tek başına olan dağdır. Yüksekliği 720 metredir. Bitki örtüsü son derece azdır. Hz. Peygamber,”Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz.”
Bir keresinde, Resul-i Ekrem, Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman ile birlikte Uhud dağına çıktığı anda dağ sallanınca, ”Ey Uhud, sakin ol! Senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid var” buyurmuştur.

Mekkeliler, Bedir Gazvesinde uğradıkları mağlubiyet sonrasında büyük bir hazırlık yapar,3000 kişilik bir ordu teşkil ederler. Ebu Süfyan komutasında ki, ordu da 700 zırhlı, 200 atlı ve 3000 deve yer alır. Mekkeli kadınlarda başlarında Ebu Süfyan’ın karısı Hind olduğu halde kocalarını teşvik etmek, onlarla beraber savaşmak üzere orduya katılırlar.

Mekkelilerin bu hazırlıkları Hz. Abbas aracılığıyla Peygamber Efendimiz(ASM)a bildirir. Müşrik ordusu hakkında her türlü bilgi Efendimiz’e aktarılır. Bin kişilik bir sahabi ordusu ile Rasulullah, Medine’den Uhud’a doğru yola çıkar. Seniyye Tepesine gelince, Abdullah bin Übey, ”Peygamber bizim sözümüze itibar etmedi” diyerek 300 kişilik taraftarıyla beraber ordudan ayrılır ve Medine’ye döner.

Hz. Peygamber, sayısı 700 e düşen orduyu savaş düzenine sokar ve ordu sancağını Mus’ab bin Umeyr’ verir. Rasulullah, İslam ordusunun arkasını Uhud dağına verip, dağ yolunu muhafaza ve müşriklerin müslümanları arkadan vurmalarını önlemek için sahabi içinde en iyi ok atan 50 sahabiyi koyup, başlarına da Abdullah bin Cübeyr’i komutan tayin eder.

Rasulullah, bu elli sahabiye şöyle öğüt verir, ”Eğer bizi kuşların kaptığını görseniz veya biz kafirleri kırıp, ayaklarımız altında çiğnediğimizi görseniz bile ben size haber göndermedikçe asla yerinizi terk etmeyiniz.”

Savaş başlar, önce Hz. Hamza ile Hz. Ali karşılarına çıkan rakiplerini öldürürler ve sonra umumi savaş başlar. Sahabiler önlerine çıkan müşrikleri birer birer öldürüp safdışı bırakır. Müşrik ordusunun sancaktarı da bu arada öldürülür, sancak yere düşer kimse sancağı yerden kaldırmaz. Müşrikler hızla meydandan kaçar. Savaşın bittiğini zanneden sahabiler ganimet toplamaya başlar. Tepede ki, okçular da ganimet toplamak için Abdullah bin Cübeyr’in dinlemediler ve yerlerini terk ettiler.

Dağ yolu geçidinin tenhalaştığını gören Halid bin Velid, atlı birliği ile okçuların olduğu tepeye hücum eder. Abdullah bin Cübeyr ile birlikte kalan 10 sahabiyi şehid edip, İslam ordusunu arkadan vurdu. İki ateş arasında kalan müslümanlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Müslümanlar dağılmaya ve dağa doğru çekilmeye başlar.

Peygamber Efendimiz (ASM), ”Ey filan! Bana doğru gel. Ey filan! Bana doğru gel, ben Rasulullah’ım, bana dönüp gelene Cennet var.” diyerek sahabileri yanına çağırır. Müslümanların dağıldığını gören müşriklerden Abdullah bin Şihab,Utbe bin Ebi Vakkas, Abdullah bin Kamia ve Ubeyy bin Halef, Rasulullah’ı öidürmek üzere and içerler. Rasulullah’a giydiği zırhlardan dolayı çok benzeyen Mus’ab bin Umeyr, sancağı da taşıyordu. Kafir ibni Kamia bir ara atlı olarak Rasulullah’a çok yaklaştı. Önüne Mus’ab ve bazı sahabe Nüseybe ve Ümmü Ümare hatun çıktı. Ümmü Ümare, kafire bir çok kılıç vurdu, kafirin iki kat zırhından dolayı tesir etmedi. İbni Kamia Nesibe Hatunun omuzunu parçalayıp, Mus’ab’ın üzerine atıldı. Sağ elini kesti. Mus’ab sancağı gögsüne bastırdı. Kamia, Mus’ab’ı mızrakla vurdu. Mus’ab yere düştü. Sancağı bir melek aldı. Rasulullah sancağı Hz. Ali’ye verdi. Hz. Mus’ab’ı şehid eden Kamia, Peygamber’i öldürdüğünü zannetti. Müşrik ordusunun yanına gidip,”Muhammed’i öldürdüm.” diye bağırdı.

Uhud Meydanında müşrikler sevinirken, müslümanlar bir an için ne yapacaklarını bilmez bir hale geldi. Rasulullah, savaş meydanında yanında yedisi muhacirlerden yedisi ensardan olan on dört sahabi ile harbe devam ediyordu. Müşrikler Rasulullah’ın olduğu grubu ok yağmuruna tuttu. Sahabiler vücudlarını siper ederek Peygamber Efendimizi(ASM) korumaya çalıştı. Müşrik grubun keskin nişancısı Peygamber’imizi nişan alıp, O’na bir ok attı. Okun Efendimiz’e geleceğini gören Talha bin Ubeydullah, elini okun önüne koydu, ok elini parçaladı. Hz. Talha, Uhud’da altmış yerinden yara almıştı. Ok yağmuru altında Ebu Dücane de Peygamber Efendimiz’in üzerine eğilip atılan oklara karşı onu vücuduyla korumaya çalışıyordu. Atılan oklar sırtına çarpıp yere düşüyordu.

Azılı müşrik Abdullah bin Hüneyd, Peygamber’imizi görünce atını ona doğru sürdü.”Ben Züheyr’in oğluyum, bana Muhammed’i gösteriniz. Ya ben O’nu öldürürüm,yahut onun yanında ölürüm.” diye bağırıyordu. Ebu Dücane hemen onun karşısına çıktı. ”Gel yanıma! Ben vücudumla Rasulullah’ı koruyan kişiyim.” dedi. Hüneyd’in atının ayaklarına kılıcını çaldı. At çökünce, kılıcını kaldırıp, ”Al bunu da Hareşe’nin oğlundan” deyip bir vuruşla onu öldürdü. Olanları gören Rasulllah,”Allah’ım Hareşe’nin oğlundan (Ebu Dücane’den) ben nasıl razı isem, Sen de razı ol.” diye dua etti.

Savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Peygamber’i öldürme yemini eden Utbe bin Vakkas taş atarak saldırıyordu. Atılan taşlardan bir tanesi Efendimiz (ASM)ın yüzüne isabet etti. Mübarek dudakları patladı, alt çenesinde ki, bir dişi kırıldı. Müşrik, İbni Şihab’ın taşı da yüzüne geldi. Übey bin Halef, Rasulullah’ı öldürmek için saldırdı. Rasulullah bir mızrakla onu atından düşürdü. Übey, Mekke’ye dönerken yolda öldü. İbni Kamia, kılıç darbeleriyle Rasulullah’ın miğferini parçaladı. Miğferin halkaları mübarek yüzüne battı. Yüzü kanadı. Bu sırada Rasulullah önündeki çukura düştü. Hz. Ali ile Hz. Talha Rasulullah’ın elinden tutarak çukurdan çıkardılar. Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Ebu Ubeyde ile bazı sahabiler de yanlarına geldiler. Hz. Ubeyde, dişleri ile Rasulullah’ın yanağına batan miğferin halkalarını çıkardı.

Savaş bir süre sonra durdu. Peygamber Efendimiz, Ashab-ı Kiram’la beraber Şi’b mevkiindeki kayalığa doğru ilerledi. Öğle namazı vakti gelmişti. Rasulullah ve yanlarında ki, sahabiler burada oturarak öğle namazını eda ettiler. Daha sonra Uhud yolu üzerinde ki, kayalığa doğru ilerlediler. Burada toplanan müslümanlar gelenlerin önce müşrikler olduğunu zannettiler. Ebu Dücane, başındaki kırmızı sarığı çıkarıp onlara doğru sallayıp işaret etti. Onlar da gelenlerin Peygamber Efendimiz(ASM) ile sahabiler olduğunu anlayınca bekleyip onlara katıldılar.

Uhud’da büyük kayıp veren Kureyş ordusu savaş alanını terkedip Mekke’ye doğru yürüyüşe geçti. Uhud Gazvesinde müslümanlar Hz. Hamza başta olmak üzere 70 şehid vermişti. Hanzale bin Ebu Amir dışında ki, şehidlerin hepsine insanlık dışı işkenceler yapılmış hepsinin organları kesilmiştir.

Rasulullah, Uhud şehidlerinin defin işinden sonra sahabilerle beraber Medine’ye döner. Akşam namazını Medine’de eda eder. Kur’an-ı Kerim’de başta Al-i İmran ve Enfal Sureleri olmak üzere Uhud Gazvesi hakkında birçok ayet yer almaktadır. Uhud şehidliği bugün etrafı tel örgülerle çevrili bir alan olarak ziyaret edilmektedir.

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir