Hasan Atıf Egemen, 1900 senesinde Sinop’ta doğmuş fakat hizmet hayatı daha çok ‘Aydın’ taraflarında geçmiştir. Bu sebeple Risale-i Nur’un bir kaç yerinde, ‘Aydınlı Hasan’ olarak anılır. Kastamonu Lâhikası’nda, ‘Kürt Atıf’diye de adı geçer.

Atıf Ağabey ilkokul öğretmeni olan babasının görevi sebebiyle, Adana’da başladığı lise hayatını, Sinop’ta tamamlar. Birinci Cihan Harbi sırasında Sinop’ta resmi dairede büro memuru olur, sonra telgrafçı olarak görev yapar.

1930’lu yılların ilk yarısında sağlık sebebiyle Ege Bölgesi tarafına yerleşen Hasan Atıf Ağabey, bu tarihlerde Risale-i Nur’u ilk defa Nazilli’de duyar; kendisine Yakup Cemal isminde bir trenci tarafından eserlerden verilir. 1941 senesinde Üstad Bediüzzaman Hazretleri’ni Kastamonu’da ziyaret eder.  Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Hüsrev’in ve kahraman Tâhirî’nin bir üçüncüsü oluyor”(Kastamonu Lahikası) diyerek onu taltif ve teşvik eder.

Kastamonu Lahikasında yer alan önemli bir mektubunda adının ”Kürt Atıf” olarak geçmesini ise Hasan Atıf Ağabey hatıralarında şöyle dile getirir:

“l933’den evvel hastalanmış, kırk beş kiloya düşmüş, kendime sıcak  bir yer arıyordum. Sandıklı’ya, daha sonra Nazilli’ye gelmiştim. Sandıklı’nın Kızılören köyündeydim. Çivril Kaymakamı bizimle alakadar olmuş, Ankara’ya aleyhimizde telgraf çekmiş, bu telgrafta ‘Bir Kürt varken, başımıza bir kürt daha çıktı’ diye benden ‘Kürt’ diye bahsetmiş. Böylece Kastamonu Lâhikasında adımız, ‘Kürt Atıf’ diye geçmektedir.”

1943 Denizli ve 1947 Afyon Hapishanesinde Üstad Hazretleri ile birlikte hapis yatan Atıf Ağabey, 1949’da Aydın’ın Nazilli ilçesine bağlı Sultanhisar bucağına yerleşir. Burada Risale-i Nur eserlerini yazarak çoğaltmaya devam eder ve Osmanlıca hususunda çok sayıda talebe yetiştirir. Yakın çevreyi de devamlı gezmeye başlar. Hasan Atıf Egemen, Ege’de geçimini sepet, çuval, süpürge satarak temin eder. Daha sonra Cevşenü’l-Kebir, Delaili’n-Nur, Hülasatü’l-Hülasa yazarak İzmir’de tabettirir. Osmanlıca hattı çok mükemmel ve okunaklıdır.

Risale-i Nur’da Hasan Atıf Ağabey’in ismi Kastamonu ve Emirdağ Lahikalarında çokca geçmektedir. İsminin yeraldığı Lahika Mektublarından bazı bölümler şöyle:

“Sandıklı tarafından, kemal-i şevkle ve ciddiyetle faaliyette bulunan Hasan Atıf Kardeş’imizin bir mektubundan anladım ki, orada, perde altında faaliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarikata mensup adamları vasıta edip fütur veriyorlar…”(Kastamonu Lahikası)

“Atıf’a da yazınız, merak etmesin ve müteessir olmasın. O da bir kaza-i İlâhî’dir. İnşaallah, Sava Hafız Mehmet’in hadisesi gibi Risale-i Nur’un lehine dönecektir.”(Kastamonu Lahikası)

“Şimdi aldığımız haber: Denizli Valisi ehemmiyetli bir şifre ile bura valisine, Atıf meselesini izam ederek şifre yazmış. Hafız-ı Hakikî’nin hıfzına dayanıp telaş etmeyiniz. Fakat ihtiyat ediniz. Hapsolan Atıf ve arkadaşlarına teselli veriniz ve merak etmesinler. Allah Kerim’dir ve Rahim’dir.”(Kastamonu Lahikası)

“Bu Ramazan-ı Şerif’in başında doktorun ihbarıyla ve kuvvetli emarelerin delaletiyle ve birden hararet kırk dereceden geçmesiyle tebeyyün eden, zehirlemekten gelen şiddetli hastalık hengâmında, kardeşimiz Atıf’ın habbe gibi hâdisesini, hariç valiler kubbe yaparak, buranın hem adliye, hem zabıta, hem vilayete şifrelerle Risale-i Nur aleyhine sevk edildiği aynı zamanda, iki saat evvel, Mu’cizat-ı Ahmediye İstanbul’dan koşup imdada gelmiş.
(…)
“Hem hastalıktan gelen teessür ve Atıf’ın hadisesiyle kalbime gelen teellüm ve onlara acımak ve Isparta’ya sirayet etmek endişesinden neşet eden sıkıntı ve bu mübarek şehirde Risale-i Nur’un ‘Sirren tenevveret’ girmesi ve üçüncü günde, o iki taharriden sonra, akşama kadar gelen ve gidenlerin mütemadiyen tarassut edilmesi ve Emin’in hanesi de bir şey bulunmadan taharri edilmesi cihetiyle ziyade muzdarip ve müteellim iken, Cenab-ı Erhamürrâhimîn’in rahmetiyle, şimdiye kadar devam eden inayet-i İlahiye himayeti ve rıza, teslim, tevekkül ve ihlâsın verdikleri teselli, bütün o müz’iç şeyleri akim bıraktı. Kemal-i ferah ve istirahatla ‘Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler’ deyip kemal-i teslimiyetle müsterih olduk. Siz de öyle olunuz, fütur getirmeyiniz.”(Kastamonu Lahikası)

“Hadiseye sebebiyet verenlere itap etmeyiniz. Bu musibetin geniş ve dehşetli planı çoktan kurul-muştu. Fakat manen pek çok hafif geldi. İnşallah çabuk geçer. ‘Asâ en tekrehû şey’en ve hüve hayrun lekum’ (‘Olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız; hâlbuki o sizin için bir hayırdır.’ Bakara Suresi, 2:216) sırrıyla müteessir olmayınız.”(Şualar)

Hasan Atıf Ağabey, bir gün İslamköy’de Hafız Ali’ye uğramış. Hafız Ali Ağabey, “Atıf, ben Üstad’a bir mektup yazdım. Bir şey diyecek misin?” diye sormuş. O da mektubun kenarına “Ya Rab! Güldür Said’i, ta gülmesinden güller açılsın” diye eklemiş. Bu mektubu okuyan, Üstad Hazretleri de şöyle cevap yazmış:

“Aydınlı Hasan Atıf’ın, Hafız Ali’nin mektubunun haşiyesinde yazdığı misli görülmemiş şu dua, ‘Ya Rab, güldür Said’i, ta gülmesinden güller açılsın’ diye pek garip fıkrası, Risale-i Nur’a onun sadakat ve ihlâsının acip bir kerametidir ki otuz günde bir defa gülmeyen o biçare Said, bir günde otuz defa güldüğünün yazılması ve size o mektubun gönderilmesi zamanına tam tamına tevafuk ediyor.”(Kastamonu Lahikası)

İman ve Kur’an hizmetiyle geçen bir ömrün sonunda Hasan Atıf Ağabey, 1988 yılında 88 yaşında İzmir’de vefat eder. Allah’tan ruhuna binler rahmet dileriz.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.