Asıl ismi “Cündüb bin Cünâde” olan Ebû Zer,Gıfar kabilesinin hırçın tabiatlı, cesur bir ferdi olarak Gıfar’lı Ebu Zer olarak tanınmıştır. Ebû Zer Gıfârî, insanların putları ilah edinmesine hayret ediyor, böyle bir inancın manasız boş bir şey olduğunu söylüyordu. Kabilesi arasında cesaret, atılganlık ve putlara nefretiyle meşhur olmuştu.

Henüz ilk vahyin geldiği günlerdi. Yeni dinin haberi kendine ulaştığında vakit geçirmeden araştırıp incelemeye başladı. Önce kardeşi Uneys’i Mekke’ye gönderdi. Getirdiği bilgilerle doymadı, kendisi yola koyuldu. Peygamber Efendimiz (ASV) ile buluşmasını Ebu Zer (RA) şöyle anlatıyor:

“Ben Gıfar kabilesinden bir kimse idim. Mekke’de yeni bir peygamberin çıktığına dair haber aldım. Kardeşim Uneys’i onun hakkında bilgi edinmesi için gönderdim. Dönüp geldiğinde: “Bir kişi gördüm ki, o hep insanlara hayrı emrediyor, kötülüklerden nehyediyor”dedi.

Gönlüm bizzat görmeyi istedi ve Mekke ye, Mescid-i Haram’a geldim. Resûlullah’ı tanımıyor, başkasına da soramıyordum. Üç gün sonra Ali bin Ebi Talib ile birlikte Resûlullah’ın huzuruna vardık. O’nu görünce “Esselamu aleyke ya Resûlallah!” dedim.

Peygamber Efendimiz (ASV) bana, Kelime-i şehâdeti okudu. Ben de söyleyip, hemen Müslüman oldum. Ebû Zer Müslüman olmanın verdiği büyük bir iştiyâkla, ”Yâ Resûlallah! Allah Teâlâ’ya yemîn ederim ki, Müslüman olduğumu Kâ’be’de müşrikler arasında haykırmadıkça memleketime dönmiyeceğim.”

Bundan sonra Ebû Zer-i Gıfârî Kâ’be yanına gidip, yüksek sesle: ”Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh” diye haykırdı. Bunu işiten müşrikler hemen üzerine hücum ettiler. Taş, sopa ve kemik parçaları ile öyle dövdüler ki, kanlar içinde kaldı. Bu hâli gören Hz. Abbâs seslendi:

”Bırakın bu adamı, öldüreceksiniz! O sizin ticâret kervanınızın geçtiği yol üzerinde oturan bir kabîledendir. Bir daha oradan nasıl geçeceksiniz?” diyerek, Hz. Ebû Zer’i müşriklerin elinden kurtardı. Peygamber Efendimiz (asm) yanına gelen Ebû Zer-i Gıfârî Hazretlerine buyurdu ki:

”Şimdi kavminin yanına dön! Emrim sana ulaşınca, onu kavmine haber ver! Ortaya çıktığımızın haberi sana geldiği zaman yanımıza dön!”

Bu emir üzerine Ebû Zer-i Gıfârî kendi kabîlesi arasına dönüp, onlara İslâmiyeti anlatmaya başladı. Hicrete kadar bu hizmete devam etti. Ebû Zer-i Gıfârî Hazretleri Hendek savaşından sonra Medîne’ye geldi ve yerleşti. Bundan sonra Peygamber Efendimizin yanından ayrılmadı.

Bütün zamanını dîni öğrenmeye ayırdı. İlim öğrenmek için her şeyi Peygamberimize (ASV) sorardı. Îmân, ihsân, emir ve yasaklar husûsunda, Kadir Gecesi ve daha birçok husûsların sırlarını, izâhını, namaza dâir ince husûsları ve nice şeyleri Resûlullah (ASV)’a bizzat sorarak öğrenmiştir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (ASV) Ebû Zer’i çok sever, ona, husûsî iltifât buyururdu. Çok zaman gece geç vakte kadar Resûlullah (ASV)’ın huzûrunda kalırdı.

Tebük muharebesinde Ebû Zer-i Gıfârî Hazretlerinin devesi pek zayıf ve dayanıksız olduğu için geride kalmıştı. Yolun ortasında devesi çöküp kalınca, devesinden indi. Eşyasını sırtına yükleyerek orduya yetişmek için yaya yürümeye başladı. Şiddetli sıcak ortalığı kavuruyordu. Bir öğle vakti Ebû Zer orduya yetişti. Resûlullah (ASV)’ın yanında bulunan Eshâb-ı kirâm dediler ki: ”Yâ Resûlallah! Tek başına bir adam geliyor.” Resûlullah Efendimiz (ASV): ”Ebû Zer midir? Onun olmasını isterim.” Eshâb-ı kirâm dikkatle bakıp Resûlullah (ASV)’a dediler ki: ”Yâ Resûlallah, gelen Ebû Zer’dir.”Resûlullah Efendimiz (ASV): ”Allah Ebû Zer’e rahmet eylesin! O, yalnız yaşar, yalnız yürür, yalnız başına vefât eder ve yalnız başına haşrolunur.”

Ebu Zer-i Gıfari (RA)hayatının son senele­rini Medine dışında, Mekke yolu üzerinde şirin bir konak yeri olan Rebze köyünde geçirdi. Hicret’in 31. senesinde yeni bir elbiseye ihti­yacı olduğu söylendiğinde, “Bana elbise değil, kefen lazım!” dedi. Yanında hanımı ile bir tek hizmetçisi vardı. Onlara, “Ölünce beni yıkayıp kefenleyin, sonra da yolun ortasına koyun!” diye vasiyet etti.

Hanımı ile hizmetçisi vasiyetini yerine getirip cenazesini yol üzerine koydu­lar. O sırada Irak’tan, içlerinde Abdul­lah bin Mes’ud’un da bulunduğu bir kafile çıkageldi. Yol üzerindeki cenazeyi gördüler. Hizmetçi ayağa kalkarak, “Bu, Re­sû­lul­lah’ın sahabisi Ebû Zer’dir. Kendisinin gömülmesi için vasiyet etti. Yardım edi­niz!” dedi.

Bunları duyan Abdullah bin Mes’ud, kendisini tutamayarak hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ve şöyle dedi:

“Re­sû­lul­lah, ‘Sen tek başına yürüyecek, tek başına yaşayacak, tek başına öle­cek­sin.’ buyurmakla ne kadar doğru söylemiş!”

Arkadaşlarıyla birlikte inip Ebû Zer’in namazını kıldılar ve orada defnetti­ler. Allah ondan razı olsun.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.