OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

Osman Yüksel Serdengeçti, 15 Mayıs 1917 yılında Antalya’nın Akseki ilçesinde dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Osman Zeki Yüksel’dir. Akseki Müftülerinden Salim Yüksel’in oğlu, Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Ahmed Hamdi Akseki’nin de yeğenidir. İlkokulu Akseki’de, ortaokulu Antalya’da, liseyi de Ankara’da okumuş, Dil Tarih Cografya Fakültesi Felsefe bölümü son sınıfında okurken 3 Mayıs 1944 de meydana gelen talebe olaylarına karıştığı gerekçesiyle tutuklanıp hapse girmiştir. Daha sonra mahkemede beraat etmesine rağmen okuluna devam edememiştir.

Osman Yüksel, kuruculuğunu ve yazı işleri müdürlüğünü yaptığı ”Serdengeçti” adlı dergisini 20 Nisan 1947 yılında yayınlamaya başlamıştır. 1962 yılına kadar 33 sayı çıkarılan derginin birçok sayısı toplattırılmıştır. Serdengeçti, dergisindeki yazılarından dolayı bu isimle tanınmaya başlayan Osman Yüksel daha sonra Serdengeçti soyadını almıştır.

1965-1969 yıları arasında Adalet Partisinden Antalya milletvekili olarak görev yapan Osman Yüksel Serdengeçti, nükteleri ve vezinli konuşmalarıyla dikkat çekmiş bir sohbetinde ise,”sekiz defa mahpus, bir defa mebus oldum” demiştir.

Beş defa Halk Partisi döneminde iki defa Demokrat Parti devrinde, bir defa da Milli Birlik Komitesi döneminde tevkif edilip,sekiz kere hapis yatan Osman Yüksel Serdengeçti, bir din adamıyla Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında münakaşa ettiğini daha sonra Üstad Bediüzzaman ile ilgili görüşmelerini şöyle dile getirmiştir:

”Üstad o zaman Denizli Hapishanesinde bulunuyordu. Bir arkadaşım bana Said Nursi’nin harikulade hayatından bahsetmiş ve Risale-i Nurları bana getirmişti. Risaleleri tam okuyamamakla beraber kudretli, kurtarıcı bir ruhun karşısında olduğumu görüyordum.

O gece bir rüya gördüm. Geniş yeşil bir meydan. Meydanda binlerce, on binlerce insan. Omuz, omuza göklere kadar yükselmişler. Bu muazzam insan yığınından adeta koskoca bir dağ meydana gelmiş. Bu insanların en yükseğinde de Said Nursi. Sanki minarenin alemi gibi. Sanki kainata Allah’ın varlığını, birliğini işaret eder gibi bir heybetle duruyor. Ben karşıda idim. Beni gördü. Gülümseyerek iki eliyle selam verdi. Selamı aldım. Rüyadan heyecanla uyandım.

Bu rüyanın tesiri altında kaldım. Sonra bunu Nur Talebelerine anlattım. Onlarda bana Osman Abi,”Sen Ta kendisini görmüşsün’ dediler. Bunun üzerine, Serdengeçti’de ”Said Nur ve Talebeleri” başlıklı bir yazı yazdım. Bu bahtiyar ihtiyara ve onun etrafında toplanan tertemiz imanlı mümin kardeşlerime hayranlığımı izhar ettim. Yazım heyecanla karşılandı, her taraftan tebrik telgrafları mektuplar aldım. Artık Said Nusi Hazretlerini görmek bana bir mecburiyetti.

İstanbul’a gittim, aradım,sordum. Fatih’de Reşadiye Otelinde kaldığını öğrendim. Otele gittim. 29 nolu odada kaldığını söylediler. Merdivenleri heyecanla çıktım. İşte, ”29” nolu odanın kapısındayım. Kapıda, Ankara’dan tanıdığım kendisine hizmet eden birkaç arkadaşa, ”acaba ne zaman ziyaret edebiliriz.” dedim.

”İkindiden sonra kimseyi içeri almıyorlar. Ama sizi herhalde kabul ederler. Bir soralım.” ve ”Buyrun ” dediler. İçeri girdik, beni görünce; ”Sen Serdengeçti Osman?”,”Evet” dedim. ”O yazıları yazan sen.” ”Evet” dedim. Ellerinden öptüm. Bize, oturun diye işaret etti. Heyecanım geçince, Üstad’a baktım. Rüyamda başı göklere değen zat bu zattı. Kıyafetine varıncaya kadar aynısı tıpkısı idi. Hayret içindeydim. Üstad bize karşı döndü:

”Ben seni eskiden biliyordum. Emirdağ’da iken mecmuanı getirdiler. ”Allah ve din yolundan her şeyimden vazgeçtim, ser’imi bu yola koydum.” demişsin. Aferin, aferin MaşaAllah MaşaAllah.. Daha da çok genç. Bir oğlum olsaydı adını ”Serdengeçti” kordum.” Sonra etrafındakiler dönüp,
”Bu benim oğlum. Oğlum olsaydı böyle yetiştirirdim. Orada bir kitap vardı. O kitapta iki resim var. Bana gösterdiler. ”İşte bu biraderzadem Abdurrahman. O benim oğlumdu, öldü. Şimdi sensin.”. Yanımda bulunan Üniversiteli arkadaşa dönüp, ”Madem Serdengeçti getirdi seni. Sen de talebemsin. Nur talebesisin.”

Kendilerine rüyamdan bahsettim. Bana, ”O bütün insanların üzerinde gördüğün ben değilim. O nur’dur, Nur Risaleleridir. Ben bu davanın aciz bir hizmetkarıyım.” Yine bana hitaben, ”Mecmuanda şahıslara dokunma. Onların gurur ve enaniyet damarlarına basma, zarar gelir.” Parmaklarını birleştirip ”Bu davanın yolcuları birleşiniz, ayrılmayınız.”dediler.

Bu oda şu binbir milletin kaynaştığı her türlü rezaletin yaşandığı İstanbul’da değildi. Ahiretten bir köşe gibiydi. Öyle bir duygu içindeydim. Artık fazla kalamazdık. Müsaade istedik, ellerini yeniden öptük. O da boynuma sarıldı, alnımdan, yüzümden, gözümden öptü, bana dualar etti. Yeniden dünyaya gelmiş gibi, bir başka hal içinde huzur içinde huzurundan ayrıldık.”

”Mabedsiz Şehir”, ”Bu Millet Neden Ağlar”,”Bir Nesli Nasıl Mahvettiler”, ”Ayasofya Davası”, ”Türklüğün Perişan Hali” adlı kitapları da bulunan Osman Yüksel Serdengeçti, 10 Kasım 1983 yılında Ankara’da vefat etmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet dileriz.

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir