ÜSTAD BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ESARET HAYATI
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Rusya’da yaşadığı esaret hayatı ve orada yaşadığı günler nasıl olmuştur?
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Birinci Dünya Savaşı döneminde Gönüllü Alay Komutanı olarak 1916 yılında Bitlis savunması sırasında Ruslara karşı savaşırken Ruslara esir düşmüştür. Van ve Tiflis üzerinden Kosturma’taki esir kampına gönderilen Üstad Bediüzzaman burada iki buçuk sene esaret hayatı yaşamıştır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kosturma’da yaşadığı iki buçuk senelik esaret hayatını Lem’alar adlı eserin Yirmi Altıncı Lem’asının Dokuzuncu Rica’sında şöyle anlatır:
”Harb-i Umumîde, esaretle, Rusya’nın şark-ı şimalîsinde, çok uzak olan Kosturma vilâyetinde bulunuyordum. Orada Tatarların küçük bir camii, meşhur Volga Nehrinin kenarında bulunuyordu. Oradaki arkadaşlarım olan esir zabitler içinde sıkılıyordum. Yalnızlık istedim. Dışarıda izinsiz gezemiyordum. Tatar mahallesi, kefaletle beni o Volga Nehrinin kenarındaki küçük camie aldılar.
Ben yalnız olarak camide yatıyordum. Bahar da yakın. O şimal kıt’asının pek çok uzun gecelerinde çok uyanık kalıyordum. O karanlık gecelerde ve karanlıklı gurbette, Volga Nehrinin hazîn şırıltıları ve yağmurun rikkatli şıpıltıları ve rüzgârın firkatli esmesi, beni derin gaflet uykusundan muvakkaten uyandırdı. Gerçi daha kendimi ihtiyar bilmiyordum; fakat
Harb-i Umumîyi gören ihtiyardır.
Güya, يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا
”Çocukları ihtiyarlatan bir gün”(Müzzemmil Suresi, 17 nci ayeti)
sırrına mazhar olarak, öyle günlerdir ki, çocukları ihtiyarlandırdığı cihetle, kırk yaşında iken, kendimi seksen yaşında bir vaziyette buldum. O karanlıklı, uzun gece ve hazîn gurbet ve hazîn vaziyet içinde hayattan ve vatandan bir meyusiyet geldi. Aczime, yalnızlığıma baktım, ümidim kesildi. O hâlette iken, Kur’ân-ı Hakîmden imdat geldi. Dilim
حَسْبُنَا اللّٰهُ وَ نِعْمَ الْوَكِيلُ
”Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.”(Al-i İmran Suresi, 173 ncü ayeti) dedi. Kalbim de ağlayarak dedi:
غَرِيبَمْ بِيكَسَمْ ضَعِيفَمْ نَاتُوَانَمْ اَ ْلاَمَانْ كُوَيمْ
عَفْوُجُويَمْ مَدَدْخَوٰاهَمْ زِدَرْكَاهَتْ اِلٰهِى
Garibim, kimsesizim, zayıfım, güçsüzüm, imdat derim.
Affını, yardımını dilerim dergahından, Ey Allah’ım!
Ruhum dahi vatanımdaki eski dostları düşünüp o gurbette vefatımı tahayyül ederek, Niyazi-i Mısrî gibi dedim:
Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp,
Şevk ile her dem uçup, çağırırım dost, dost! diye dostları arıyordu.
Her neyse… O hüzünlü, rikkatli, firkatli, uzun gurbet gecesinde, dergâh-ı İlâhîde zaaf ve aczim o kadar büyük bir şefaatçi ve vesile oldu ki, şimdi de hayretteyim. Çünkü birkaç gün sonra, gayet hilâf-ı me’mul bir surette, yayan gidilse bir senelik mesafede, tek başımla, Rusça bilmediğim halde firar ettim. Zaaf ve aczime binaen gelen inâyet-i İlâhiye ile harika bir surette kurtuldum. Tâ Varşova ve Avusturya’ya uğrayarak İstanbul’a kadar geldim ki, bu surette kolaylıkla kurtulmak pek harika olmuştu. Rusça bilen en cesur ve en kurnaz adamların muvaffak olamadıkları çok teshilât ve çok kolaylıkla, o uzun firarî seyahati bitirdim.
Fakat o Volga Nehri kenarındaki camideki mezkûr gecenin vaziyeti bana bu kararı verdirmiş ki, bakıye-i ömrümü mağaralarda geçireceğim. Bu insanların hayat-ı içtimaîsine karışmak artık yeter. Madem sonunda yalnız kabre gideceğim; yalnızlığa alışmak için şimdiden yalnızlığı ihtiyar edeceğim, demiştim.
Fakat, maatteessüf, İstanbul’daki ciddî ve çok ahbap ve İstanbul’un şâşaalı hayat-ı dünyeviyesi, hususan haddimden çok fazla bana teveccüh eden şan ve şeref gibi neticesiz şeyler, o kararımı muvakkaten bana unutturdular. Güya o gurbet gecesi, hayatımın gözünde nurlu siyahlıktı. Ve İstanbul’un beyaz, şâşaalı gündüzü, o hayat gözümün nursuz beyazıydı ki, ileriyi göremedi, yine yattı. Tâ iki sene sonra Gavs-ı Geylânî, Fütuhu’l-Gayb kitabıyla tekrar gözümü açtırdı.”
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Rusya’daki esaret hayatı ile ilgili yine Yirmi Altıncı Lem’a adlı eserin İkinci Rica Onuncu Rica’da ve Risale-i Nur’un muhtelif kısımlarında beyanları vardır.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, esaret yolculuğu ile ilgili bir talebesinin ”Rusya’dan nasıl kaçtın, Kosturma’dan nasıl kurtuldun?” sorusuna, ”Allah’ın inayetiyle kurtuldum artık gerisini karıştırma” diye cevaplamıştır.
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Rus esaretinden dönüş yolcuğu ise 1918 yılının Mart ayında başlar, Haziran ayının sonlarına doğru da İstanbul’a gelir. Yolculuğu yaklaşık 2 ay 25 gün sürer. İstanbul’a gelişi 8 Temmuz 1918 tarihli Tan Gazetesinde önemli bir haber olarak yer alır.




Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!