İNEBOLULU RECEP UYSAL
Recep Uysal, 1933 yılında Kastamonu’ya bağlı İnebolu’da dünyaya gelmiştir. Terzi olarak esnaflığa başlayan Recep Uysal daha konfeksiyonculuk yapmıştır.
Recep Uysal, Risale-i Nur’ları İnebolu’da tanımış, Ahmed Nazif Çelebi’nin evinde yapılan derslere katılıp, çay içmişti. O yıllarda Ahmed Nazif Çelebi’nin evinde ki, mescitte Ramazan Aylarında teravih namazı kılınır, ders yapılıp, çay içilir ve Çelebi Ağabey, misafirlerine lokum dağıtırdı. Recep Uysal, 1958 yılında Üstad Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret etmeye karar verir.
Recep Uysal, kunduracı Mehmed Mırmır ile birlikte 1958 yılında yanlarında Ahmed Nazif Ağabey’in mektubu ile İnebolu’dan gemi ile İstanbul’a, İstanbul’dan trene binerler ve Isparta’ya gelirler. Trenin kompartımanından çıkmadan yanlarına bir ağabey gelir, ”Hoş geldiniz İnebolu’lu kardeşler. Ben sizi Üstad’a götüreceğim.” der. Halbuki, geleceklerinden kimsenin haberi yoktur.
Gurbet elde kendilerini nasıl tanındıklarının şaşkınlığı içinde olan Recep Uysal o anları şöyle anlatır:
”Tren sabah 07.30 da Isparta’ya geldi. Biz kompartımandan henüz inmeden, bir ağabey, ”Hoş geldiniz İnebolulu kardeşler. Ben sizi Üstad’a götüreceğim.” dedi. Biz yabancıyız, gurbette kim bizi tanır. Isparta’ya geleceğimizden kimsenin de haberi yok. Heyecandan, ”Siz kimsiniz?” diye de soramadık.
”Yanımızda bir mektup var, Ahmed Nazif Ağabey’den, adres olarak da Rüştü Çakın yazıyor.Biz onun vasıtasıyla görüşmemiz, lazım Üstad’la” dedik. Bizi karşılayan, ”Ben sizi önce oraya götürürüm, oradan Üstad’a gideriz. Yalnız sivil taharri memurları var, ben önden gideyim siz arkamdan gelin.” dedi. Biz, kırk-elli adım arkadan onu takip etmeye başladık. Rüştü Çakın Ağabey’in dükkanına geldik. Selam verdik. Mektubu verdik, açtı okudu. ”Bize hiç gerek yok, sizi trenden alan bu kardeşimiz sizi Üstad’a götürür.” dedi. Biz yine soramadık, ”Bu kardeşimiz kim?” diye. Sonradan öğrendik, meğer Ceylan Çalışkan imiş o ağabey.
Ceylan Ağabey’le Üstad’ın evine geldik. Kapıda bir jip vardı. Gelen gideni Ankara’ya haber veriyormuş, şu geldi, şu gitti, diye. Heyecan içinde eve girdik. Ne yapacağımızı bilemez bir haldeydik. Tahiri Ağabey geldi yanımıza, ”Hoş geldiniz kardeşler.” diyerek bize cesaret verdi. Kapı açıldı, bir anda Üstad’ı gördük, göz göze geldik. Elektrik çarpmış gibi olduk kendimizden geçmişiz. Ağlayarak Üstad’a sarıldık, boynunu öptük. Yanında Sungur, Zübeyr, Bayram, Tahiri ve bizi trenden alıp getiren Ceylan Ağabeyler vardı.
Üstad Hazretleri, karyolasında oturmuş, kitap tashihi yapıyorlarmış. Biz de yere diz çöktük oturduk. Üstad, tashihe ara verdi, bize dönerek :
”Kardeşlerim! Benim hiçbir meziyetim yok.Her meziyet Risale-i Nur’a aittir. Benimle görüşmek isteyenler Risale-i Nur’u ihlasla okusunlar. Ben sayfaların arasındayım. Siz buralara kadar geldiniz, ben sizi İnebolu namına kabul ettim. Siz bu akşam ki, trenle hareket edin. Burada fazla eğelenmeyin. Ankara’ya gidecek kitaplar var, onları arkadaşlar size versinler, siz götürüp teslim edin.”dedi.
İnebolu’dan gelirken yanımızda ufak hediyeler getirmiştik. Ben terzi olduğum için, Üstad’a geniş bir pantolon şalvar gibi dikmiştim. Mehmed’te kunduracı olduğu için mest ve lastik yapmıştı. Üstad hediye almıyor diye biliyorduk ama, yine de bir şansımızı deneyelim diye yanımızda getirmiştik. Yanımızda Sungur Ağabey vardı, o Üstad’a yakındı. Sungur Ağabey’den rica ettik, ”Bizim ufak bir hediyemiz var. Bunu Üstad’ımıza vermemiz mümkün mü?” dedik. Sağ olsun o da Üstad’ımıza söyledi.
Üstad Hazretleri, şehadet parmağını şöyle uzattı,” Muadil olarak birer tane yeni basılan kitaplardan verin.” dedi. Lahikalar yeni basılmış, matbaa baskısı yeni harflerle yeşil kapaklar içinde. Bizim hediyemize karşılık, birer tane hediye ettiler. Çok şükür hediyemizi de Üstad’a vermiştik.
Bir saat kadar Üstad’ın yanında kaldık. Zaman nasıl geçti, hala şaşırıyorum. Ağlayarak vedalaştık, Üstad’ın yanından ayrıldık. Akşam sekiz trenine bilet aldık. Saat 7.30 da Zübeyr ve Ceylan Ağabeyler istasyona geldiler.Bize Üstad’ın söylediği kitapları paket halinde verdiler. Ankara’ya geldik. Cebeci dershanesine gidip, kitapları teslim ettik. Ankara’dan İnebolu’ya döndük.”(Derleme, Ö.Özcan Ağabeyler anlatıyor)
İnebolu’da Risale-i Nur hizmetlerine devam eden Recep Uysal’ın yolu 1969 yılında karakollardan ve mahkemelerden de geçer. 1969 yılında İnebolu’ya nurlara dost Harun Dursun isimli hoca gelir. Recep Uysal, hocaya risale verir. Hoca da Salih isimli talebesine kitaptan verir. Çocuk ”Meyve Risalesi” adlı risale ile yakalanır. Kitabı Harun ve Recep Uysal’dan aldığını söyler. Her ikisi de tutuklanırlar. 21 gün süren hapis hayatından sonra tahliye olurlar.
İman ve Kur’an hizmeti Risale-i Nur aşkı ile yaşayan Recep Uysal, 91 yaşında 10 Kasım 2024 yılında vefat eder. Kendisine Allah’tan rahmet dileriz.




Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!